Değerli okuyucularım, tarih tutkunları ve elbette ülkemizin derin hafızasını merak eden dostlarım,
Bugün sizlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolculukta, milletimizin kaderini derinden etkileyen, adı bir dönemeç, bir acı anıtı gibi hafızalarımıza kazınan çok önemli bir konuyu konuşacağız: 93 Harbi. Çoğumuz bu ismi duymuşuzdur, belki aile büyüklerimizden göç hikayeleri dinlemişizdir; ama tam olarak ne anlama geldiğini, neden bu kadar kritik olduğunu belki de yeterince sorgulamamışızdır. Ben de bir tarih uzmanı olarak, bu konuyu sadece kuru bilgilerle değil, adeta o günlerin tozlu sayfalarını aralayarak, insani yönleriyle ve günümüze yansımalarıyla ele almak istiyorum.
Öncelikle şu "93" meselesini bir netleştirelim. Genellikle bu savaşın 1877-1878 yıllarında gerçekleştiğini bildiğimiz halde, neden adına "93 Harbi" diyoruz? İşte tam da bu noktada, Osmanlı Devleti'nde kullanılan takvim sistemine, yani Rumi Takvim'e bir gönderme yapıyoruz. Savaşın başladığı Hicri takvime göre 1293 yılına denk gelmesi sebebiyle, o dönemde halk arasında ve resmi belgelerde bu isim yaygınlaşmıştır. Yani "93 Harbi" aslında 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın halk arasındaki adıdır. Bu isim, yaşanan büyük acıları, kaybedilen toprakları ve kitlesel göçleri öyle derinden ifade etmiştir ki, günümüze kadar ulaşmıştır.
Her büyük savaş gibi 93 Harbi de birdenbire çıkmadı. Birikmiş gerilimlerin, stratejik hırsların ve değişen dünya dengelerinin bir sonucuydu. Osmanlı İmparatorluğu, "Avrupa'nın hasta adamı" olarak nitelendirildiği bir dönemden geçiyordu. Özellikle Balkanlar'da artan milliyetçilik hareketleri, Rusya'nın sıcak denizlere inme ve Pan-Slavizm ideolojisiyle bölgedeki Ortodoks halkları kendi himayesine alma emelleri, bölgeyi kaynar bir kazana çevirmişti.
İşte tüm bu faktörler bir araya geldiğinde, 24 Nisan 1877'de Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etmesi kaçınılmaz hale gelmişti.
93 Harbi, sadece politik bir olay değil, aynı zamanda sayısız insan hikayesi, destansı direnişler ve büyük kahramanlıkların da yaşandığı bir dönemdi. Savaş iki ana cephede cereyan etti: Balkan Cephesi ve Kafkas Cephesi.
Balkan Cephesi, savaşın en şiddetli ve Osmanlı direnişinin en simgesel anlarına sahne oldu. Tuna Nehri'nin güneyindeki Plevne kasabası, Osmanlı ordusunun olağanüstü direnişiyle tarihe geçti. Gazi Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, Rus ve Rumen ordularına karşı tam beş ay boyunca inanılmaz bir savunma sergiledi. Osman Paşa'nın "Plevne Marşı"na da konu olan bu direnişi, düşman kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi ve savaşın seyrini bir süreliğine değiştirdi. Ben her Plevne'den bahsettiğimde, bir avuç askerin devasa bir güce karşı gösterdiği o azmi düşünür, bugün bile ilham alırız. Bu, sadece bir askeri başarı değil, aynı zamanda bir ulusun varoluş mücadelesinin en güçlü sembollerinden biridir.
Ancak kaynakların ve desteğin kısıtlılığı, kış koşulları ve açlık gibi faktörler, Plevne'nin düşüşünü kaçınılmaz kıldı. Osman Paşa'nın esir düşmesiyle Balkanlarda Osmanlı savunması çöktü ve Rus orduları hızla Edirne'ye doğru ilerledi.
Doğu'da, yani Kafkas Cephesi'nde de durum farklı değildi. Ruslar Kars, Erzurum ve Batum gibi stratejik kalelere saldırdı. Gazi Ahmet Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, kışın zorlu şartlarına rağmen büyük bir mücadele verdi. Özellikle Erzurum savunması, halkın da orduyla birleşerek gösterdiği direnişle unutulmazlar arasına girdi.
Burada, size tarihimizin en bilinen kadın kahramanlarından birini hatırlatmak isterim: Nene Hatun. Aziziye tabyalarının düşman eline geçme tehlikesi karşısında, henüz 20 yaşında, bebeğini evde bırakarak, elinde baltayla cepheye koşan bu yiğit kadın, Erzurum halkının vatanseverliğini ve direniş ruhunu tüm dünyaya göstermiştir. Bu tür kişisel hikayeler, savaşın sadece komutanların değil, her bir bireyin mücadelesi olduğunu çok net ortaya koyar.
Savaşın sonunda, Osmanlı İmparatorluğu ağır bir yenilgi aldı. 1878'de imzalanan Ayastefanos Antlaşması ve ardından Avrupa devletlerinin müdahalesiyle düzenlenen Berlin Antlaşması, imparatorluğun toprak kayıplarını ve demografik yapısını kökten değiştirdi.
Şunu samimiyetle söyleyebilirim ki, 93 Harbi sadece geçmişte kalmış bir olay değildir. Günümüz Türkiye'sini anlamak için bu savaşı ve sonuçlarını iyi bilmek zorundayız:
Değerli dostlar, 93 Harbi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerindeki en büyük felaketlerden biri olsa da, aynı zamanda Anadolu'nun bir vatan olarak daha da sağlamlaşmasının, milli bilincin uyanışının ve yeni bir Türkiye'nin tohumlarının atıldığı bir dönüm noktasıdır.
Bu savaşın acılarını anlamak, sadece geçmişi anmak değil, aynı zamanda bugünümüzü ve geleceğimizi daha sağlam temeller üzerine inşa etmek için de kritik öneme sahiptir. Unutmayalım ki tarih, sadece olanları anlatan bir defter değil, aynı zamanda bizlere kılavuzluk eden, hatalarımızdan ders çıkarmamızı sağlayan yaşayan bir öğretmendir.
Umarım bu kapsamlı anlatım, 93 Harbi'nin ne olduğunu, neden bu kadar önemli olduğunu ve günümüzle olan bağlarını anlamanıza yardımcı olmuştur. Bir başka değerli konuda buluşmak üzere, sağlıkla kalın!