Sevgili İstanbullular, dostlar,
Bugün İstanbul'da yaşadığımız sarsıntı, bir kez daha hepimizin aklına aynı soruyu getirdi: "Depremin şiddeti kaçtı?" Bu soru, son derece doğal ve insani bir merakın ürünü. Ancak bir deprem uzmanı olarak, bu soruyu yanıtlarken küçük ama çok önemli bir detayı açıklamak isterim. Çünkü depremlerle ilgili en çok karıştırılan iki kavram var: büyüklük (magnitüd) ve şiddet (intensity).
Gelin, bu önemli konuyu birlikte, sade bir dille ve günlük hayatımızdan örneklerle ele alalım. Amacım, size sadece bilgi vermek değil, aynı zamanda deprem gerçeğiyle daha bilinçli ve güvende yaşamanıza yardımcı olmak.
Deprem anında kafamızda oluşan o tek "kaç?" sorusu aslında genellikle depremin büyüklüğü ile ilgilidir.
Depremin büyüklüğü, yer kabuğunda açığa çıkan enerjiyi gösteren tek bir rakamdır. Bu, depremin "doğduğu" yerdeki enerjisidir ve dünyanın neresinden ölçerseniz ölçün, aynı sayıyı verir. Tıpkı bir ampulün üzerinde yazan "watt" değeri gibi düşünebilirsiniz. Bir deprem olduğunda, Kandilli Rasathanesi veya AFAD gibi kurumların ilk açıkladığı rakam genellikle bu büyüklüktür. Örneğin, "Marmara Denizi'nde 5.8 büyüklüğünde deprem oldu" dediğimizde, bu depremin merkez üssünden yayılan toplam enerjiyi ifade eder. Bu rakam, depremin ne kadar potansiyel bir güce sahip olduğunu gösterir.
İşte asıl merak edilen, "şiddet" kelimesiyle ifade etmeye çalıştığımız şey genellikle depremin şiddetidir. Depremin şiddeti ise, depremin belirli bir yerdeki etkisini anlatır. Yani sizin oturduğunuz mahallede, binanızda, evinizde, hatta kendi üzerinizde hissettiğiniz sallanmanın derecesi ve çevrenizde yarattığı hasardır. Bu, ampul örneğine geri dönersek, aynı watt değerindeki bir ampulün odanın neresinde ne kadar aydınlık sağladığına benzer. Ampul aynıdır ama masanın üzerindeki aydınlık ile odanın en köşesindeki aydınlık farklıdır, değil mi?
Depremin şiddeti, depremin büyüklüğünün aksine, tek bir rakamla ifade edilemez. İstanbul gibi büyük ve farklı zemin yapılarına sahip bir şehirde, aynı depremin şiddeti semtten semte, hatta binadan binaya büyük farklılıklar gösterebilir. Bu yüzden "Bugünkü depremin İstanbul'daki şiddeti kaçtı?" sorusuna tek bir rakamla cevap vermek, bilimsel olarak doğru olmaz. Ancak tahmini bir aralık ve etki düzeyi belirtilebilir.
Bugünkü depremi hatırlayın. Belki siz oturduğunuz yerde sandalyenizden fırlayacak gibi oldunuz, ama birkaç kilometre ötedeki bir arkadaşınız "Ben hiç hissetmedim bile" dedi. Bunun birkaç temel nedeni var:
İstanbul, jeolojik yapısı açısından çok çeşitli bir şehir. Kimimiz sağlam kaya zeminler üzerinde yaşarken, kimimiz alüvyon dediğimiz, daha gevşek ve sulu topraklar üzerinde yaşıyoruz. Gevşek ve yumuşak zeminler, deprem dalgalarını tıpkı bir jöle gibi büyüterek sallantıyı artırır. İşte bu yüzden, Marmara kıyısındaki alüvyon zeminli Avcılar, Büyükçekmece gibi bölgelerde deprem şiddeti, sert zeminli Çekmeköy, Beykoz veya Adalar gibi bölgelere göre genellikle çok daha yüksek hissedilir ve daha fazla hasar riski taşır. Ben bir uzmana olarak, saha çalışmalarımızda bu farklılıkları her deprem sonrası gözlemleriz.
Bu oldukça açık bir faktör. Depremin merkez üssüne ne kadar yakınsanız, sarsıntıyı o kadar güçlü hissedersiniz. Uzaklaştıkça, deprem dalgaları zayıflar ve şiddet azalır.
İstanbul'daki binalarımızın çoğu, farklı dönemlerde, farklı yönetmelikler ve inşaat teknikleriyle yapıldı. Yeni, denetimli ve deprem yönetmeliğine uygun binalar, eski ve denetimsiz binalara göre deprem sarsıntısına karşı çok daha dirençlidir. Aynı şiddetteki bir sallantı, sağlam bir binada sadece eşya düşürmekle kalabilirken, riskli bir binada yapısal hasarlara yol açabilir. Bu da, hissettiğiniz şiddeti ve güvenliğinizi doğrudan etkiler. Benim yıllardır sahadaki en büyük gözlemlerimden biri de maalesef bu binalarımızın risk durumları.
Tepe üstündeki bir bina ile bir vadinin tabanındaki bir bina, aynı depremde farklı şiddetlerde etkilenebilir. Yüksek ve eğimli araziler, bazen zemin büyütme etkisi yaratabilir.
Aslında bu sorunun tek bir cevabı yok, çünkü yukarıda bahsettiğim tüm faktörler devreye giriyor. Ancak uluslararası geçerliliği olan, deprem şiddetini belirten bir ölçek var (Modifiye Mercalli Şiddet Ölçeği gibi). Bu ölçek, Roma rakamlarıyla (I'den XII'ye kadar) depremin etkisini tanımlar:
Bugünkü depremde İstanbul'un genelinde hissettiğimiz şiddet, genellikle III ile VI arasında bir yelpazede yer almış olabilir. Yani bazılarınız sadece hafif bir sallanma hissederken (III-IV), bazılarınızın oturduğu bölgelerde avizeler sallanmış, küçük eşyalar düşmüş ve belirgin bir korku yaşanmış olabilir (V-VI). Sizin kendi gözleminiz ve hissettikleriniz, sizin için en doğru "şiddet" bilgisidir.
Depremler hayatımızın bir gerçeği. Önemli olan, bu gerçekle nasıl başa çıktığımız.
Panik yerine sakin kalarak, etrafınızdaki durumu gözlemleyin. Evinizde, iş yerinizde herhangi bir hasar var mı? Duvarlarda yeni çatlaklar, eşyalarda devrilmeler gibi belirtiler, bulunduğunuz yerdeki şiddetin derecesini size gösterecektir.
Deprem sonrası bilgi kirliliği çok olabilir. Lütfen AFAD, Kandilli Rasathanesi ve Belediyelerimizin resmi kanallarından yapılan açıklamalara itibar edin. Sosyal medyada hızla yayılan teyit edilmemiş bilgilerden uzak durun.
Deprem sonrası kaygı duymak, korkmak, sallanma hissini tekrar tekrar yaşamak gayet normaldir. Bu duyguları bastırmayın, sevdiklerinizle konuşun. Gerekirse uzman desteği almaktan çekinmeyin.
Her deprem, bize bir kez daha hatırlatır: Depreme karşı en güçlü silahımız, hazırlıklı olmaktır.
Eğer binanızın yaşı eskiyse, deprem yönetmeliği öncesi yapıldıysa veya binanızda daha önce hasar oluştuysa, bir an önce risk tespiti yaptırın. Kentsel dönüşüm süreçlerini araştırın. Unutmayın, en sağlam bina, en güvenli gelecektir.
Deprem çantanızın içinde temel ihtiyaçlarınız (su, gıda, ilaç, fener, pil, ilk yardım seti, önemli evrakların fotokopisi) hazır ve ulaşılabilir bir yerde olsun. Ailece, "deprem anında ne yaparız, nereye toplanırız" gibi basit tatbikatlar yapmak, gerçek anında paniği azaltacaktır.
Evde, iş yerinde ve okulda deprem anında ne yapacağınızı, sonrasında nerede buluşacağınızı, kimle ve nasıl iletişim kuracağınızı konuşun ve yazılı hale getirin.
Yıllardır bu konuya emek veren bir uzman olarak, her depremden sonra İstanbul'un farklı bölgelerinden aldığım geri bildirimler, zemin ve bina kalitesinin ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Bir yerde sadece hafif bir tıkırtı duyulurken, başka bir yerde ciddi korkular yaşanabiliyor.
Unutmayın, deprem bir doğa olayıdır ve onu durduramayız. Ancak depremin etkilerini en aza indirmek, tamamen bizim elimizde. Güvenli yapılar inşa etmek, zemin etütlerini ciddiye almak ve en önemlisi bilinçli olmak, bizim sorumluluğumuzdadır.
Bugünkü deprem, belki sizin için sadece hafif bir sallantıdan ibaretti, belki de ciddi bir korku kaynağı oldu. Önemli olan, bu deneyimden ders çıkarmak.
"Depremin şiddeti kaçtı?" sorusunun tek ve basit bir cevabı olmadığını artık biliyorsunuz. Çünkü sizin için önemli olan, o depremin sizin bulunduğunuz yerdeki gerçek etkisidir.
İstanbul'un deprem gerçeğiyle yaşamak zorundayız. Ama korkuyla değil, bilgiyle, hazırlıkla ve dayanışmayla. Geleceğe daha güvenle bakmak için gelin, hep birlikte adımlar atalım.
Saygılarımla,
[Uzman Adınız/Ünvanınız - Burası boş bırakılabilir veya genel bir ifade kullanılabilir]