Merhaba kıymetli okuyucularım,
Hayatın karmaşık, kimi zaman tatlı kimi zaman da yorucu yollarında hepimizin diline pelesenk olan, Anadolu irfanından süzülüp gelmiş derin anlamlı bir söz vardır: "Atsan atılmaz, satsan satılmaz." Bu ifade, yalnızca birkaç kelimeden ibaret değildir; aynı zamanda içinden çıkılması zor görünen durumları, gönül bağlarını, yükleri ve zaman zaman da kaçınılmaz kaderleri anlatan, zengin bir sosyo-kültürel mirası barındırır. Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, bu sözün hayatımızdaki yerini, farklı açılardan anlamını ve bu durumlarla nasıl başa çıkabileceğimizi sizinle detaylıca paylaşmak istiyorum.
Bu deyiş, Türkçe'nin o incelikli anlatım gücünün en güzel örneklerinden biridir. Kısaca, bir şeyden veya bir kişiden kurtulmanın, vazgeçmenin imkansızlığını dile getirir.
Özetle, bu söz, bir yandan bize yük olan, bizi yoran, hatta belki de mutsuz eden bir durumu tanımlarken, diğer yandan da ondan vazgeçemeyişimizin, ayrılamayışımızın nedenlerini gözler önüne serer. Bu, çoğu zaman bir ikilem, bir çıkmaz sokağı temsil eder.
Bu sözün hayatın hemen her alanında karşımıza çıktığını görürüz. Gelin, farklı boyutlarıyla ele alalım:
Hepimizin ailesinde "atsan atılmaz, satsan satılmaz" dediğimiz bir kişi mutlaka olmuştur ya da olacaktır. Belki sorunlu bir akraba, kendi hatalarıyla boğuşan bir kardeş, sürekli destek bekleyen bir ebeveyn ya da zorlu bir evlat...
Bir örnek vermek gerekirse: Amcamın oğlu, üniversite hayatından beri bir türlü dikiş tutturamayan, sürekli iş değiştiren, borçlanan ama bir yandan da son derece iyi kalpli bir insandı. Babam onu defalarca işe aldı, defalarca borçlarını ödedi. Her seferinde "Yeter artık, biz de yorulduk" dese de, torunu kadar sevdiği yeğenini bir kenara atamadı. Ne onu tamamen hayatından çıkarabildi (atsan atılmaz), ne de bu durumdan bir çıkar sağlayabildi (satsan satılmaz). İşte bu, sevgi, sorumluluk ve vicdanın getirdiği bir yüktü. Bu tür ilişkilerde, kopmak imkansızdır çünkü arada görünmez ama çok güçlü bir gönül bağı vardır.
Sadece insanlar değil, eşyalar ve mekanlar da bu tanıma uyabilir.
Bu örneklerde, maddi değerden çok manevi değer, anılar ve aidiyet duygusu ağır basar.
Bu deyiş, iş hayatımızda da karşımıza çıkabilir. Özellikle aile şirketlerinde nesilden nesile geçen işler, bu tanıma sıkça uyar.
Dedemin kurduğu küçük bir tekstil atölyesi vardı. Babam da o atölyede büyüdü, mesleği öğrendi. Sektör değiştikçe atölye küçüldü, kar marjı düştü. Artık çok da karlı olmayan, hatta zarar eden bir iş koluydu. "Baba, bırak artık, başka bir iş yap" derdik. O ise "Bu dedenin mirası, bunca işçi ekmek yiyor. Atamam, kapısını kapatamam. Satsam kim alır zaten, teknolojiye ayak uyduramadı ki" derdi. Bu durum, bir yandan ailesinden devraldığı mirasa duyduğu saygı, diğer yandan da altında çalışan insanlara karşı hissettiği sorumluluk yüzünden atölyeden vazgeçememesinin hikayesiydi.
Bazen bu durum, kendi iç dünyamızda yaşanır. Kötü bir alışkanlık, bize zarar veren bir davranış kalıbı, geçmişten gelen bir travma veya bizi aşağı çeken bir düşünce. Biliyoruz ki bu durum bize iyi gelmiyor, kurtulmak istiyoruz. Ancak ondan vazgeçmek de zor geliyor. "Bu huyumdan kurtulsam keşke ama atamıyorum, bırakamıyorum. Başka kimin işine yarar ki bu kötü alışkanlık, satsam satılmaz" deriz. Bu da aslında kendimizle olan yüzleşmemizin, içsel mücadelemizin bir yansımasıdır.
"Atsan atılmaz, satsan satılmaz" durumları, hayatın kaçınılmaz bir parçası olabilir. Önemli olan, bu durumlarla nasıl başa çıktığımız, onlara nasıl yaklaştığımızdır. İşte size birkaç pratik öneri:
Öncelikle durumu olduğu gibi kabul etmek gerekir. Bu bir zayıflık değil, hayatın bir gerçeğidir. Neden atılamadığını, neden satılamadığını anlamaya çalışın. Bu durumun size getirdiği duyguları (öfke, üzüntü, yorgunluk) bastırmak yerine, onlara izin verin. Duygularınızı tanımak, çözümün ilk adımıdır.
Belki de bu "atsan atılmaz, satsan satılmaz" durumu, size aslında başka bir değer katıyordur. Yük gibi görünen bir ilişki size sabrı öğretiyordur, eski bir eşya geçmişle bağınızı kuruyordur, zorlu bir iş size bir aidiyet hissi veriyordur. Bu durumun negatif yönlerinden ziyade, size öğrettiklerine, kattıklarına odaklanmaya çalışın. Belki de o kötü araba, sizi her seferinde yolda bırakarak tamir etme becerilerinizi geliştirdi!
Eğer bu durum bir kişi veya bir ilişkiyle ilgiliyse, kendinizi korumak için sınırlar koymaktan çekinmeyin. Yardım etmek bir erdemdir ama kendinizi tüketmek değildir. Duygusal, maddi veya fiziksel sınırlar belirlemek, ilişkinin sağlıklı bir zeminde ilerlemesine yardımcı olabilir. "Bu kadarına varım, fazlası beni yoruyor" demeyi öğrenin.
Bazen bu yükler tek başımıza taşıyamayacağımız kadar ağır olabilir. Bir psikologdan, yaşam koçundan profesyonel destek almak veya güvendiğiniz bir arkadaşınızla, aile üyenizle konuşmak, perspektifinizi değiştirebilir, çözüm yolları bulmanıza yardımcı olabilir. Unutmayın, bu tür durumlarla karşılaşan tek kişi siz değilsiniz.
"Atsan atılmaz, satsan satılmaz" sözü, aslında hayatın bize sunduğu karmaşıklığın, insan ilişkilerinin derinliğinin ve nesnelerle kurduğumuz bağların bir özetidir. Bu durumlar bizi zorlasa da, aynı zamanda bize sabrı, sevgiyi, sorumluluğu ve kabullenmeyi öğretir. Hayatımızın bu tatlı-acı gerçekleri, bizi biz yapan deneyimlerin bir parçasıdır.
Bu makalede aktardığım uzman görüşleri ve örnekler ışığında, umuyorum ki siz de kendi "atsan atılmaz, satsan satılmaz" durumlarınıza farklı bir gözle bakabilir, onlarla daha sağlıklı bir ilişki kurabilir ve hatta onlardan kendiniz için bir değer yaratabilirsiniz.
Sevgi ve anlayışla kalın.