Merhaba sevgili okuyucularım,
Bugün, günlük sohbetlerimizden iş hayatımızın karmaşasına, hatta zaman zaman siyasi tartışmalarımıza kadar pek çok alanda karşımıza çıkan, adeta dilimizin demirbaşlarından biri haline gelmiş çok derin ve bir o kadar da içten bir deyimimizi mercek altına alacağız: "Al birini vur birine / ötekine."
Uzmanlık alanım gereği hem dilin inceliklerine hem de insan psikolojisine, sosyal dinamiklere olan düşkünlüğümle, bu deyimin sadece bir söz öbeği olmadığını, aynı zamanda biz Türk toplumunun karşılaştığı durumlar karşısında geliştirdiği bakış açısını, bazen mizahını, bazen de çaresizliğini yansıttığını görüyorum. Gelin, bir fincan kahve eşliğinde, bu deyimin katmanlarını hep birlikte keşfedelim.
"Al birini vur birine / ötekine" deyimi, aslında oldukça basit ve çarpıcı bir durumu ifade eder: İki veya daha fazla seçenek arasında, nitelik veya sonuç bakımından hiçbir farkın olmaması, birinin diğerinden daha iyi veya daha kötü olmaması durumu. Yani, hangi seçimi yaparsanız yapın, karşılaşacağınız sonucun ya da durumun aynı derecede olumsuz veya tatmin edici olmadığını anlatır.
Deyimin kelime anlamıyla "birini alıp diğeriyle değiştirmek" eylemi, aslında bir beklentiyi, bir umudu barındırır: "Belki diğeri daha iyidir?" Ancak deyim, tam da bu umudun boşuna olduğunu, birini alıp ötekine vurduğunuzda aslında bir şeyin değişmediğini, "aynı tas aynı hamam" durumunu vurgular. Bu, bir nevi değişmeyen kadere ya da sistemik sorunlara karşı geliştirilen bir tepki biçimidir.
Bu deyimin dilimize bu kadar yerleşmesinin ardında yatan çok katmanlı sebepler var. Biz Türk insanı olarak, hayata karşı hem derin bir mizah anlayışına sahibiz hem de zaman zaman olaylar karşısında bir kabulleniş, bir kadercilik eğilimi gösterebiliriz.
Bir uzman olarak, danışanlarımdan tutun, kendi gözlemlerime kadar pek çok alanda bu deyimin vücut bulduğu anlara şahit oldum. İşte size birkaç örnek:
Bir projede çalışıyorsunuz ve iki takım arkadaşınızdan biri sürekli bahaneler uyduruyor, diğeri ise işi savsaklıyor. İkisinin de performansı düşük ve sizin üzerinizdeki yükü artırıyor. Yöneticinize durumu anlatmaya çalışırken, içinizden şöyle geçirdiğiniz anlar olmuştur: "Ah keşke birini değiştirebilsem... Ama kimi? Al birini vur ötekine, ikisi de aynı tembellikte!" Bu durum, ekibin verimliliğini düşürdüğü gibi, sizin de motivasyonunuzu kırar. Hatta bazen, yeni bir eleman geldiğinde "Acaba o nasıl olacak?" diye beklentiye girer, ancak kısa sürede onun da diğerlerinden farksız olduğunu gördüğünüzde bu deyim ağzınızdan dökülüverir.
Evdeki bir cihaz bozuldu diyelim. Tamircileri ararsınız. İlkini ararsınız, fahiş bir fiyat verir, randevuya geç kalır ve kötü bir iş çıkarır. İkincisini ararsınız, fiyatı biraz daha uygun gibi görünür ama o da cihazı alır götürür, aylarca geri getirmez ya da tamir ettim diye getirip yarım yamalak teslim eder. İşte o an "Ya Allah aşkına, hangisi daha iyi ki? Al birini vur ötekine! Hepsi aynı kafada, hepsi aynı özensizlikte!" diye isyan edersiniz. Bu, bizim hizmet sektöründeki kalitesizlik algımızı pekiştiren en yaygın örneklerden biridir.
Bazen yerel yönetim seçimlerinde, bazen de genel seçimlerde, önümüze sunulan adaylar veya partiler arasında gerçekten bir vizyon farkı, bir kalite artışı göremediğimizde bu deyimi sıkça kullanırız. "Kim gelirse gelsin, ne değişecek ki? Al birini vur ötekine, hepsi aynı vaatleri verip, aynı şeyleri yapacaklar." Bu, vatandaşın siyasete olan inancını zedeleyen, katılım oranını düşüren önemli bir faktördür. Benzer şekilde, toplumsal bir soruna iki farklı çözüm önerisi sunulduğunda, ikisi de yüzeysel ve etkisiz ise yine bu deyimle tepkimizi dile getiririz.
"Al birini vur birine" demek, bir nevi teslimiyet gibi görünse de, aslında durumu fark etmek ve kabullenmekle başlar. Peki, bu farkındalıktan sonra ne yapabiliriz? Tamamen pes mi edeceğiz? Hayır! İşte size birkaç öneri:
Bazen ilk bakışta her şey aynı gibi görünse de, detaylarda gizlenmiş küçük farklar olabilir. Seçenekleri daha derinlemesine inceleyin. Biri %90 kötü, diğeri %95 kötü olabilir. Bu %5'lik fark, uzun vadede önemli hale gelebilir. Belki birinin iletişimi daha iyidir, diğerinin fiyatı. Önceliklerinizi belirleyip, en az kötü olanı seçmek de bir stratejidir.
Bize sunulan seçeneklerin ötesine bakmaktan çekinmeyin. Tamirci mi arıyorsunuz? Belki uzak bir ilçede daha profesyonel bir esnaf vardır ya da online platformlarda yeni, daha iyi bir hizmet sağlayıcı bulabilirsiniz. İş arkadaşınız mı sorunlu? Belki takım içi rolleri yeniden dağıtmak, eğitim vermek veya dışarıdan bir destek almak mümkündür. Unutmayın, üçüncü bir yol her zaman olabilir, yeter ki aramaya istekli olalım.
"Al birini vur birine" demek yerine, neden bu durumun böyle olduğunu sorgulayın ve geri bildirim sağlayın. Hizmet sağlayıcılara, yöneticilerinize, ilgili kurumlara bu memnuniyetsizliğinizi dile getirin. Bazen birilerinin sesi olmak, küçük de olsa bir değişimin fitilini ateşleyebilir. Suskunluk, mevcut durumu onaylamak anlamına gelir.
Eğer mevcut seçenekler arasında gerçekten bir fark yaratamıyorsanız, kendi etki alanınızda küçük iyileştirmeler yapmaya odaklanın. Örneğin, iş arkadaşlarınızdan kaynaklanan verimsizliği kendi işinizi organize ederek, iletişim kanallarını geliştirerek veya kendi üzerinize düşen kısmı mükemmel yaparak dengelemeye çalışın. Kendi kontrolünüzdeki alanda kaliteyi artırarak genel durumu bir nebze olsun iyileştirebilirsiniz.
Bazı durumlarda, tüm çabalarınıza rağmen gerçekten de daha iyi bir seçenek bulamayabilirsiniz. İşte o zaman, durumu kabul etmek ve elinizdeki en az kötü seçeneğe adapte olmak da bir erdemdir. Ancak bu, bir pes etme değil, bilinçli bir seçimdir. Durumu kabullenirken, nedenlerinin farkında olmak ve gelecekte benzer durumlarla karşılaşmamak için dersler çıkarmak önemlidir.
"Al birini vur birine" deyimi, Türk insanının zorluklar karşısındaki eleştirel, bazen de esprili duruşunun güzel bir yansımasıdır. Ancak bir uzman olarak benim sizlere tavsiyem, bu deyimin ardındaki hayal kırıklığını anlamakla birlikte, ona tamamen teslim olmamaktır.
Evet, bazen seçenekler sınırlıdır ve hepsi de iç açıcı değildir. Ancak unutmamanız gereken şudur: Fark yaratma gücü her zaman sizde başlar. Belki büyük bir fark yaratamayız ama küçük bir detayı, bir yaklaşımı, bir tercihi değiştirerek zincirleme bir etki başlatabiliriz.
Gelin, bu deyimi sadece bir yakınma aracı olarak değil, aynı zamanda bizi daha iyisini aramaya, daha fazla sorgulamaya ve daha fazla çaba göstermeye iten bir uyarıcı olarak görelim. Çünkü nihayetinde, daha iyiye ulaşma umudu her zaman vardır, yeter ki o ilk adımı atmaya cesaret edelim.
Umarım bu makale, deyimlerimize olan bakış açınızı zenginleştirmiş ve sizlere yeni düşünce kapıları aralamıştır. Başka bir konuda tekrar görüşmek dileğiyle, hoşça kalın!