Harika bir soru! Kenan Evren, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en kritik dönemeçlerden birine damgasını vurmuş, 7. Cumhurbaşkanı ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinin lideri olarak, modern Türkiye'yi anlamaya çalışan herkesin yakından tanıması gereken bir figürdür. Türkiye'nin yakın tarihine damga vurmuş bir figür olarak onu anlamak, aslında kendi ülkemizin geçirdiği dönüşümleri anlamakla eşdeğerdir.
Bir uzman olarak size şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki, Kenan Evren'in kimliğini ve mirasını tek bir cümleyle özetlemek mümkün değil. O, bir yandan ülkeyi derin bir anarşiden kurtardığına inananlar için bir kurtarıcıyken, diğer yandan demokrasiye vurulmuş en büyük darbelerden birinin sembolü ve binlerce insanın hayatını etkileyen acıların sorumlusuydu. Gelin, bu karmaşık figürü farklı açılardan ele alalım.
Kenan Evren, 1917 yılında Manisa'nın Alaşehir ilçesinde doğmuş, tam bir asker kökenli aileden gelen ve hayatını Türk Silahlı Kuvvetleri'ne adamış bir isimdi. Kara Harp Okulu'ndan 1938'de topçu subayı olarak mezun olduktan sonra, askeri hiyerarşinin her basamağını tırmandı. Kore Savaşı'nda Türk Tugayı'nda görev alması, onun askeri kariyerinde önemli bir deneyim oldu. Tugay komutanlıklarından kolordu komutanlığına, ardından da Genelkurmay Başkanlığı'na kadar yükseldi. Askerlikteki disiplini, titizliği ve hiyerarşiye bağlılığıyla bilinen bir komutandı.
Bu dönemde, onun kimliğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri, Türkiye'nin istikrarsız 1970'li yıllarıydı. O dönemde sağ-sol çatışmaları, siyasi suikastler, ekonomik krizler ve parlamenter sistemin kilitlenmesi ülkeyi adeta bir iç savaşa sürüklüyordu. Evren, 1978'de Genelkurmay Başkanı olduğunda, bu kaosun tam ortasına düşmüştü. Birçok komutan gibi, o da ülkenin "uçuruma sürüklendiğine" inanıyordu. Bu inanç, onun 12 Eylül darbesine giden yolu açan temel motivasyonlarından biri olacaktı.
12 Eylül 1980 sabahı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde unutulmaz bir dönemeçti. Kenan Evren'in liderliğindeki Türk Silahlı Kuvvetleri, ülke yönetimine el koyduğunu radyodan okunan bir bildiri ile duyurdu. Bu darbe, Türkiye'nin siyasi ve toplumsal yapısını kökten değiştiren bir müdahaleydi.
Darbeye gerekçe olarak gösterilenler, Evren ve ekibinin gözünden şunlardı:
Darbenin ilk anlarından itibaren, Evren'in liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi, siyasi partileri kapattı, liderleri gözaltına aldı, sendikaları feshetti ve sivil özgürlükleri askıya aldı. O dönemde, birçok kişi tarafından "bir nefes alma" olarak görülen bu müdahale, beraberinde demokrasiye vurulan büyük bir darbe ve ağır insan hakları ihlallerini de getirecekti. Binlerce insan gözaltına alındı, işkenceler yapıldı, siyasi yasaklar getirildi ve fikir özgürlüğü büyük ölçüde kısıtlandı.
Evren'in o dönemde halka hitaplarında kullandığı "Bizim çocuklar yaptı" ya da belki de en çarpıcı olanlardan biri, sizin de yakından bildiğiniz o "Bir sağdan, bir soldan asmayalım mı?" gibi ifadeler, darbenin acımasız yüzünü ve zihniyetini gözler önüne sermişti. Bu sözler, bugün hala 12 Eylül mağdurlarının hafızasında derin bir yara olarak duruyor.
12 Eylül darbesinin ardından, Kenan Evren kendini sadece bir askeri lider olarak değil, aynı zamanda ülkenin geleceğini yeniden şekillendiren bir figür olarak konumlandırdı. Darbe sonrası kurulan Milli Güvenlik Konseyi'nin başkanı olarak, 1982'de halkoyuna sunulan ve yüzde 91,3 oranında 'evet' oyuyla kabul edilen 1982 Anayasası'nın mimarlarından biri oldu. Bu anayasa, bugünkü anayasamızın temelini oluştursa da, yürütmeye geniş yetkiler veren, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan ve siyasi katılımı zorlaştıran maddeler içeriyordu.
1982 Anayasası'nın kabulüyle birlikte, Evren otomatik olarak Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı oldu. Bu dönemde, ülkeyi yeniden bir "normalleşme" sürecine sokmaya çalıştı. Siyasi partiler yeniden kuruldu, ancak eski siyasetçilerin büyük çoğunluğuna siyaset yasağı getirildi. Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi'nin yükselişi ve 1983 seçimlerindeki zaferiyle birlikte, Türkiye'de sivil siyasete dönüş süreci başladı.
Evren'in Cumhurbaşkanlığı dönemi (1982-1989), siyasi istikrarın ve kısmi ekonomik liberalleşmenin yaşandığı bir dönem olarak görülebilir. Ancak bu istikrar, demokratik kısıtlamalar, toplumsal mühendislik çabaları ve geçmişin travmaları üzerine inşa edilmişti. Evren, Cumhurbaşkanlığı boyunca sık sık halka hitap eder, darbenin gerekliliğini savunur ve "Atatürk ilke ve inkılapları" çerçevesinde bir toplum inşa etme gayretini vurgulardı.
Kenan Evren'in Türkiye üzerindeki mirası, şüphesiz ki derin ve karmaşıktır. Onu değerlendirirken, farklı perspektiflerden bakmak zorundayız:
Kenan Evren, Cumhurbaşkanlığı görevi bittikten sonra uzun yıllar sessiz bir hayat sürdü. Ancak, 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile 12 Eylül darbecilerini yargılamanın önündeki anayasal engel kaldırıldıktan sonra, onun ve Turgut Özal ile birlikte darbede kilit rol oynayan Tahsin Şahinkaya'nın yargılanmasının yolu açıldı.
Bu yargılama süreci, Türkiye demokrasisi için sembolik bir öneme sahipti. Darbecilerin, yıllar sonra da olsa, hukuk önünde hesap vermesi, geçmişle yüzleşme adına atılmış önemli bir adımdı. 2014 yılında, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, "anayasal düzeni değiştirmek" suçundan müebbet hapse çarptırıldı. Ancak kararın Yargıtay tarafından onanması beklenirken, Evren 2015 yılında 97 yaşında hayatını kaybetti. Yargıtay, ölümünden sonra bu kararı usulen onayladı. Bu durum, bir yandan adaletin tecelli ettiğini gösterirken, diğer yandan tam bir yüzleşme ve hesaplaşma fırsatının kaçırıldığı eleştirilerine de yol açtı.
Kenan Evren, kimilerine göre ülkeyi uçurumdan kurtarmış bir lider, kimilerine göre ise demokrasiye vurulmuş bir darbenin ve binlerce acının sorumlusu. Onun kimliğini anlamaya çalışırken, sadece bir biyografi okumayacaksınız; aynı zamanda bir dönemin ruhunu, toplumsal travmalarını ve siyasi çalkantılarını da incelemiş olacaksınız.
Bir uzman olarak, Kenan Evren'i değerlendirirken tarihsel bağlamı göz önünde bulundurmanın ve farklı perspektiflere açık olmanın önemini vurgulamak isterim. O dönemi yaşayanların acılarını, darbe sonrası oluşan kurumsal yapının etkilerini ve Türkiye'nin demokratikleşme serüveninde katettiği yolu anlamak için, Kenan Evren figürü kilit bir referans noktasıdır.
Onun mirası, Türkiye'nin siyasi hafızasında silinmez bir iz bırakmıştır. Ve belki de onun hikayesinden çıkarılacak en önemli ders, demokrasiyi korumanın, hukukun üstünlüğünü savunmanın ve farklılıklara saygı göstermenin, bir ülkenin gerçek ve kalıcı refahı için ne kadar vazgeçilmez olduğudur.
Değerli okuyucularım, bugün Türkiye'nin yakın tarihinde çok önemli, karmaşık ve hatta kimi zaman hüzünlü bir döneme damgasını vurmuş bir ismi, Kenan Evren'i mercek altına alacağız. Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, bu konuyu sadece biyografik bir anlatımla değil, aynı zamanda o dönemin ruhunu, toplumsal etkilerini ve bugüne uzanan mirasını da anlamaya çalışarak ele almanın çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Hazırsanız, Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi ve sosyal dokusunda derin izler bırakmış bir askerin ve cumhurbaşkanının hikayesine yakından bakalım.
Kenan Evren, 1917 yılında Manisa'da doğdu. Askerlik mesleğine duyduğu ilgi onu Kara Harp Okulu'na götürdü ve 1938'de topçu subayı olarak mezun oldu. Askeri kariyerinde adım adım yükselen Evren, çeşitli birlik ve karargâhlarda görev yaptıktan sonra Kore Savaşı'nda Türk tugayında yer aldı. Bu, onun askeri deneyimlerini şekillendiren önemli bir safhaydı.
Zamanla generalliğe terfi eden Evren, Ordu Komutanlığı gibi kritik görevlerde bulundu. Ancak onun adını Türk kamuoyunda en çok duyuran gelişme, 1978 yılında Genelkurmay Başkanlığı görevine atanması oldu. Bu atama, Türkiye'nin siyasi ve toplumsal çalkantılarla boğuştuğu, sağ-sol çatışmalarının zirve yaptığı, anarşi ve terörün günlük hayatın bir parçası haline geldiği bir döneme denk geliyordu. Ülkede her gün onlarca insan hayatını kaybediyor, siyasi cinayetler işleniyor, meclis çalışamaz hale geliyordu. İşte tam bu atmosferde, Evren, ordunun en tepesindeki isim olarak ağır bir sorumluluğun altına giriyordu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde kara bir leke olarak kabul edilen ancak bazı kesimlerce "zorunlu kurtuluş" olarak görülen 12 Eylül 1980 askeri darbesi, Kenan Evren'in liderliğinde gerçekleşti. O dönemde, birçok kişi siyaset kurumunun çaresiz kaldığını, ülkenin uçuruma sürüklendiğini düşünüyordu. Evren ve komuta kademesi de bu durumu sıkça vurguluyor, "ülkeyi kaostan kurtarma" gerekçesini öne sürüyordu.
12 Eylül sabahı radyodan okunan bildiri ve ardından Evren'in ulusa seslenişi, Türkiye'de her şeyi değiştirecek bir sürecin başlangıcı oldu. Parlamentolar kapatıldı, siyasi partiler feshedildi, sendikalar ve derneklerin faaliyetleri durduruldu, önde gelen siyasetçiler gözaltına alındı. Evren, darbenin lideri olarak kurulan Milli Güvenlik Konseyi (MGK)'nın başkanlığını üstlendi ve devletin zirvesine yerleşti. Onun televizyonlardan halka yaptığı konuşmalar, darbenin gerekçelerini açıklarken aynı zamanda yeni bir düzenin sinyallerini veriyordu. Özellikle "Bir sağdan bir soldan asmayalım mı?" sözü, dönemin acımasız ve otoriter yüzünün bir sembolü haline geldi ve tarihe kazındı. Bu cümle, darbenin yalnızca siyasi partileri değil, aynı zamanda toplumun farklı kesimlerini hedef alabileceğine dair bir mesajdı ve ne yazık ki sonrasında yaşananlar bu mesajın gerçekliğini ortaya koydu.
12 Eylül darbesi sadece siyasi kurumları tasfiye etmekle kalmadı, aynı zamanda toplumsal yaşamın her alanında derin izler bıraktı. Binlerce insan gözaltına alındı, işkencehanelerde insanlık dışı muamelelere maruz kaldı. Mahkemelerde yüz binlerce kişi yargılandı, birçok gazeteci, yazar, aydın işinden oldu, sürgüne gönderildi. Ne yazık ki, 17'si sağcı, 33'ü solcu olmak üzere toplam 50 kişi idam edildi. Bu acı tablo, darbenin demokrasi ve insan hakları üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne serdi.
Evren liderliğindeki MGK, ülkeyi yeniden yapılandırmak amacıyla adımlar attı. En önemlilerinden biri, 1982 Anayasası'nın hazırlanması ve halkoyuna sunulmasıydı. Bu anayasa, darbecilerin gücünü pekiştiren, devletin ve askerin konumunu güçlendiren, bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlayan maddeler içeriyordu. Evren'in cumhurbaşkanlığına adaylığı da bu anayasayla birlikte referanduma sunuldu ve yüksek bir oy oranıyla kabul edildi. Bu durum, darbe döneminin otoriter yapısını ve kamuoyu üzerindeki baskıyı da açıkça ortaya koyuyordu.
Darbe dönemi aynı zamanda ekonomik liberalleşme adımlarının ilk tohumlarının atıldığı bir zamandı. Turgut Özal gibi isimler, o dönemde ekonominin serbestleşmesi yönünde önemli kararlar alıyor, Türkiye'yi dışa açmaya çalışıyordu. Evren, bu politikaların uygulanmasına yeşil ışık yakarak, ülkenin ekonomik yöneliminde de etkili oldu.
1982'den 1989'a kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin 7. Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Kenan Evren, bu süre zarfında siyasetteki ağırlığını korudu. Sivil yönetime geçişin ilk adımları atılırken, kurulan siyasi partiler ve hükümetler üzerinde Evren'in ve askeri vesayetin etkisi hissediliyordu. Özellikle veto yetkisini kullanarak veya kamuoyu önündeki açıklamalarıyla siyaseti yönlendirme çabaları, cumhurbaşkanlığı döneminin belirgin özelliklerinden biriydi.
Emekliliğinden sonra da zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündeme gelen Evren, darbenin doğruluğuna olan inancını hiç yitirmediğini sıkça dile getirdi. Ancak zamanla Türkiye'de demokrasi bilincinin güçlenmesiyle birlikte, 12 Eylül ve Kenan Evren'in rolü daha sert bir şekilde sorgulanmaya başlandı. Darbenin mağdurları ve aileleri, hak arayışlarını sürdürdü.
Bu sorgulama süreci, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği referandumunun ardından hukuki bir boyuta taşındı. Darbecilere tanınan geçici madde kaldırılınca, Evren ve hayatta kalan darbe komutanları hakkında davalar açıldı. Kenan Evren, hayatının son dönemlerinde, 12 Eylül darbesini yapmakla suçlanarak yargılandı ve rütbeleri sökülerek müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bu karar, sembolik de olsa, Türkiye'nin darbe geçmişiyle yüzleşmesi adına tarihi bir adım olarak kabul edildi. 2015 yılında vefat eden Evren, bu kararın Yargıtay tarafından onanmasını görecek kadar yaşadı.
Kenan Evren kimdir sorusu, sadece biyografik detaylarla değil, Türkiye'nin demokrasi serüveni, insan hakları mücadelesi ve toplumsal kutuplaşmalarıyla da iç içe geçmiş bir sorudur. O, bir yandan ülkeyi kaostan kurtardığını iddia edenlerin kahramanı, diğer yandan demokrasiye vurulmuş bir darbenin sorumlusu olarak anıldı ve anılmaya devam edecek.
Bugün, Evren dönemini anlamak, Türkiye'nin siyasi kültüründeki bazı dinamikleri, askeri vesayet eğilimlerini ve demokrasiye olan inancımızı anlamak için çok önemlidir. Tarih, bize geçmiş hatalardan ders çıkarma fırsatı sunar. Evren'in hayatı ve liderliğini yaptığı dönem, Türkiye'nin ne kadar zorlu süreçlerden geçtiğini, demokrasinin ne kadar kırılgan olabileceğini ve insan haklarının her koşulda vazgeçilmez olduğunu gösteren acı ve öğretici bir ders niteliğindedir.
Unutmayalım ki, tarihi figürleri anlamak, onları yargılamaktan öte, olayların nedenlerini, sonuçlarını ve bugüne etkilerini kavramaktan geçer. Kenan Evren de bu karmaşık tarihimizin önemli ama tartışmalı bir parçasıdır.