Değerli okuyucularım,
Bugün sizlerle Türkiye için ayrı bir önemi olan, her duyduğumuzda yüreğimizde farklı duygular uyandıran bir konuyu, Anzaklar kimlerdir sorusunu derinlemesine ele alacağız. Bir tarihçi, bir uzman olarak bu konuyu sadece kuru bilgilerle değil, aynı zamanda hislerimizle, paylaştığımız insani değerlerle anlatmaya çalışacağım. Zira Anzaklar, bizim için sadece savaşta karşı karşıya geldiğimiz askerler değil, aynı zamanda tarihin en acımasız anlarında bile yeşeren karşılıklı saygının, dostluğun ve insanlığın sembolüdür.
Peki, nedir bu "Anzak" kelimesi? Temelde bu, bir askeri birliğin kısaltmasıdır: Australian and New Zealand Army Corps. Yani, Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Kolordusu. Bu iki ülke, Britanya İmparatorluğu'nun bir parçası olarak 1915 yılında, I. Dünya Savaşı'nın en kritik cephelerinden biri olan Çanakkale'ye çıkarma yaptılar. Onlar, binlerce kilometre öteden gelmiş, vatanlarını hiç görmedikleri bir imparatorluk için savaşmaya hazır genç adamlardı.
Aslında Anzak terimi başlangıçta sadece bu birliğe atıfta bulunuyordu. Ancak Çanakkale'de yaşananlar, bu kelimeye bambaşka bir anlam yükledi. Öyle ki, "Anzak" artık sadece bir kısaltma değil, bir milletin varoluş mücadelesinin, fedakârlığın, dayanışmanın ve ulusal kimliğin sembolü haline geldi.
Anzakların hikayesi, Çanakkale Savaşları ile iç içe geçmiştir. 25 Nisan 1915 sabahı, Gelibolu Yarımadası'na yapılan çıkarma, hem Türk milleti hem de Avustralya ve Yeni Zelanda için tarihlerinin en kanlı ve en belirleyici dönüm noktalarından biri oldu. Sizin de bildiğiniz gibi, biz o topraklarda vatanımızı savunuyorduk. Onlar ise, Britanya İmparatorluğu'nun stratejik hedefleri doğrultusunda, İstanbul'u kuşatmak ve müttefiklerine yardım ulaştırmak amacıyla buraya gelmişlerdi.
Çanakkale'deki siper savaşları, Anzak askerleri için tam anlamıyla bir cehennemdi. Bilmedikleri bir coğrafya, alışkın olmadıkları sıcak hava, hastalıklar ve en önemlisi, karşılarında vatanı için canını ortaya koymuş Türk askerleri. Aylarca süren çatışmalar, korkunç kayıplara yol açtı. Ancak bu zorlu koşullar altında, Avustralyalı ve Yeni Zelanda'lı askerler arasında eşsiz bir bağ, bir "Anzak Ruhu" gelişti.
Bu ruhu tanımlayan en önemli özellikler şunlardı:
Mateship (Yoldaşlık): Siperlerdeki kardeşlik, birbirine güvenme, zor zamanlarda birbirinin yanında olma.
Courage (Cesaret): Ölümle burun buruna gelirken bile yılmamak.
Endurance (Dayanıklılık): Fiziksel ve zihinsel sınırları zorlamak.
Resourcefulness (Beceriklilik): Olumsuz koşullarda bile çözüm bulma yeteneği.
Çanakkale, Avustralya ve Yeni Zelanda için bir savaş olmaktan öte, kendi ulusal kimliklerinin ve karakterlerinin temellerinin atıldığı yer oldu. İngiliz sömürgesinin bir parçası olarak görülmekten, kendi kimliklerine sahip, zorluklarla yoğrulmuş, cesur ve özgün milletler olarak yükselişlerinin simgesi haline geldi. Bu yüzden Anzak Günü (25 Nisan), onlar için sadece bir anma değil, aynı zamanda ulusal bir gurur ve kimlik günüdür.
Peki, biz Türkler Anzaklara nasıl baktık ve nasıl bakıyoruz? İşte burası, tarihimizin en değerli sayfalarından biridir. Savaşın en şiddetli anlarında bile, Türk askeri, düşmanına saygı duymuş, onların yaralılarına yardım etmiştir. Bu insani yaklaşımın zirvesi ise, Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale'de hayatını kaybeden Anzak askerlerinin annelerine yazdığı o meşhur, tüm dünyayı derinden etkileyen sözleridir:
"Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."
Bu sözler, savaşın acımasız yüzüne rağmen yeşeren evrensel insanlık ve barış mesajının en güçlü ifadesidir. Atatürk, düşmanı bile bağrına basan, ölenleri kendi evladı sayan bu eşsiz tavrıyla, savaş meydanından bir dostluk köprüsü inşa etmiştir. Bu köprü, Türkiye ile Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki ilişkilerin temelini oluşturmuştur. Siz bugün Gelibolu'ya gittiğinizde, bu topraklarda birlikte yatan binlerce Anzak askerinin yanı sıra, onların anıtlarının üzerinde yazılı olan bu sözleri görürsünüz. Bu, bizi biz yapan, dünya nezdinde saygınlığımızı artıran bir mirastır.
Günümüzde Anzak terimi, sadece Çanakkale'de savaşanları değil, aynı zamanda Avustralya ve Yeni Zelanda Silahlı Kuvvetleri'nin tüm üyelerini, geçmiş ve şimdiki askerleri de kapsayan geniş bir anlam kazanmıştır. Her yıl 25 Nisan'da, binlerce Avustralyalı ve Yeni Zelanda'lı genç, atalarının izini sürmek ve o toprakların ruhunu hissetmek için Gelibolu'ya gelir. Benim de defalarca şahit olduğum üzere, bu ziyaretler, sadece hüzünlü bir anma değil, aynı zamanda karşılıklı saygının, dostluğun ve barışın kutlamasıdır.
Bu gençler, Çanakkale'nin rüzgarında atalarının fısıltılarını dinlerken, biz Türkler de onlara kapımızı açar, misafirperverliğimizi gösteririz. Onların dedeleri bu topraklarda bizim dedelerimizle çarpışmış olsa da, bugün bizler birbirimize dostça uzanan elleriz. Bu, tarihin bize öğrettiği en büyük derslerden biridir: Savaşlar bitse de, insanlık ve dostluk bakidir.
Sevgili okuyucularım, Anzaklar kimlerdir sorusunun cevabı, sadece bir kelime veya bir tarihi olayla sınırlı değildir. Bu, insanlık tarihinin acımasız sayfalarında yeşeren bir umut hikayesi, bir ulusun doğuş mücadelesi ve iki farklı milletin ortak bir acıdan nasıl derin bir dostluk çıkarabildiğinin destanıdır.
Biz, Türkiye olarak, Anzak mirasına sahip çıkan, geçmişi unutturmayan ama ondan ders çıkararak geleceğe barış tohumları eken bir milletiz. Siz de bu değerli hikayeyi başkalarıyla paylaşın, çocuklarınıza anlatın. Unutmayalım ki, tarihten ders almak, benzer acıların yaşanmaması için en güçlü kalkanımızdır. Anzakların ve Çanakkale şehitlerimizin ruhları şad olsun. Onların mirası, bize daima barışın, saygının ve insanlığın kıymetini hatırlatacaktır.