Değerli Okuyucularım,
Bugün sizlerle İslam aleminin en kutsal ve manevi yoğunluk dolu aylarından biri olan Zilhicce ayını derinlemesine inceleyeceğiz. Eminim ki birçoğumuzun zihninde bu ayın özel bir yeri var; kimimiz Kurban Bayramı coşkusuyla, kimimiz hac ibadetiyle, kimimiz de bu ayın getirdiği manevi huzurla Zilhicce'yi özdeşleştiriyoruz. Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, gelin bu mübarek ayı tüm yönleriyle, samimi ve anlaşılır bir dille keşfedelim.
İslami takvim, yani Hicri takvim, ayın hareketlerine göre belirlenen 12 aydan oluşur. Zilhicce ise bu takvimin on ikinci ve son ayıdır. Adı, "hac sahibi, haccın yapıldığı ay" anlamına gelir ve bu isim, ayın taşıdığı en büyük özelliği açıkça ortaya koyar: Hac ibadetinin yerine getirildiği aydır.
Zilhicce, sadece bir takvim dilimi olmaktan çok ötedir; o, Müslümanlar için adeta bir manevi hasat mevsimi, kalpleri arındırma, Allah'a yakınlaşma ve yenilenme fırsatıdır. Bu ay, içinde iki büyük ibadeti ve sayısız hayrı barındırır: Hac ve Kurban Bayramı.
Zilhicce, tüm Müslümanların Kâbe'ye, yani Beytullah'a yönelerek gerçekleştirdiği Hac ibadetinin ana zamanıdır. Belirli şartları taşıyan her Müslüman'ın ömründe bir kez yerine getirmesi farz olan Hac, Zilhicce ayının belirli günlerinde Mekke ve çevresinde özel ritüellerle icra edilir.
Hac, sadece fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda ruhsal bir arınma, nefis terbiyesi ve Allah'a tam bir teslimiyet yolculuğudur. Ben, uzun yıllardır bu konularda araştırmalar yapan ve insanlarla iç içe olan biri olarak, Hacılarımızın gözlerindeki o parıltıyı, Kâbe'yi ilk gördükleri andaki duygu selini, Arafat'ta ellerini semaya açtıklarındaki o derin huzuru bizzat gözlemledim. Bu, kelimelerle anlatılamayacak eşsiz bir deneyimdir.
Hacda, farklı milletlerden, farklı dillerden, farklı renklerden milyonlarca insan, aynı kıyafetlerle (ihramlarla) bir araya gelir. Bu durum, İslam'ın eşitlik, kardeşlik ve birlik ruhunu en somut haliyle gözler önüne serer. Zilhicce ayı, bu muazzam buluşmanın, bu kozmik ibadetin gerçekleştiği aydır.
Zilhicce ayının 10. gününden itibaren dört gün boyunca tüm İslam alemi Kurban Bayramı'nı kutlarız. Bu bayram, sadece et kesmekten ibaret değildir; kökleri ta Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmail (a.s.) kıssasına dayanan, derin anlamlar taşıyan bir teslimiyet ve paylaşma şölenidir. Allah'a olan inancın ve sadakatin en üst düzeyde göstergesi olan bu ibadet, aynı zamanda sosyal adaletin ve dayanışmanın da simgesidir.
Çocukluğumuzdan beri hepimiz Kurban Bayramı'nın o özel coşkusunu, büyük aile sofralarını, eşe dosta yapılan ziyaretleri, çocuklara verilen harçlıkları, kesilen kurbanların etlerinin komşulara ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasını bilirim. İşte Zilhicce ayı, bu güzel geleneklerin, bu manevi köprülerin kurulduğu, kırgınlıkların unutulduğu, sevgi ve merhametin zirve yaptığı bir zaman dilimidir.
Kurban kesmek, sadece bir hayvanı boğazlamak değil, aynı zamanda nefsimizdeki kötü duygu ve eğilimleri, bencilliği, cimriliği kurban etmek, Allah rızası için paylaşmak demektir. Bu bayramda, zengininden fakirine, gencinden yaşlısına herkesin kalbi bir atar, ortak bir sevinçle dolar.
Belki de Zilhicce hakkında en az bilinen ama en çok kıymet taşıyan yönlerinden biri, ilk on gününün taşıdığı büyük fazilettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu on günün, Allah katında diğer tüm günlerden daha sevgili ve hayırlı olduğunu belirtmiştir. Hatta bazı hadislerde, bu günlerde yapılan salih amellerin, diğer zamanlarda yapılan amellere göre kat kat fazla sevap getireceği müjdelenir.
Düşünün ki, yıl içinde karşımıza çıkan fırsatlar gibi, Zilhicce'nin ilk on günü de bize sunulmuş altın bir dilimdir. Bu günler;
Benim kişisel tecrübelerimden yola çıkarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu on güne özel bir niyetle giren, küçük de olsa bir plan yapan insanlar, yılın geri kalanına göre çok daha yoğun bir manevi doyum yaşadıklarını belirtiyorlar. Belki her gün oruç tutamayız ama her gün birkaç sayfa Kur'an okuyabilir, beş dakika fazla zikir çekebilir veya bir ihtiyaç sahibine yardım edebiliriz. Önemli olan niyet ve samimiyettir.
Zilhicce'nin 9. günü, yani Kurban Bayramı'ndan bir önceki gün, Arafat Günü olarak bilinir. Hac ibadetinin en önemli rüknü olan Arafat Vakfesi bu günde yapılır. Hacılar Arafat Dağı'nda toplanır ve gün boyunca dua, zikir ve istiğfarla Allah'a yalvarırlar. Bu gün, günahların affedildiği, duaların kabul olduğu, mağfiret ve rahmetin coştuğu bir gündür.
Hacca gidemeyen bizler için ise Arafat Günü oruç tutmak ve bol bol dua etmek, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) tavsiyesidir. O gün gökyüzüne uzanan milyonlarca elin ve dökülen samimi gözyaşlarının oluşturduğu o muazzam maneviyat dalgasına katılmak, kalbimizi arındırmak ve Allah'a daha da yaklaşmak için eşsiz bir fırsattır.
Şimdi gelelim Zilhicce ayını kendi hayatımızda nasıl daha anlamlı hale getirebileceğimize dair bazı pratik önerilere:
Değerli dostlar, Zilhicce ayı, sadece takvimde bir isimden ibaret değildir. O, bize Allah tarafından gönderilmiş, manevi bir davet metnidir. Bu davet, bizi daha iyi bir insan olmaya, kalplerimizi arındırmaya, dünyevi meşgalelerin arasında ruhumuzu beslemeye ve Allah'a daha yakın olmaya çağırır.
Bu ayın getirdiği bereket ve rahmetten faydalanmak, aslında kendi ruhumuza ve geleceğimize yaptığımız en güzel yatırımdır. Unutmayın ki, hayatımızdaki en küçük samimi çaba bile Allah katında karşılıksız kalmayacaktır. Gelin, bu mübarek Zilhicce ayını en güzel şekilde değerlendirelim, hem kendimiz hem de tüm insanlık için hayırlara vesile kılalım.
Sevgi ve dua ile kalın, Zilhicce'niz mübarek olsun!