Merhaba Değerli Tarih Dostları,
Bugün sizlerle, Türk tarihinin en temel ve bir o kadar da büyüleyici sorularından birine derinlemesine bir yolculuk yapacağız: "Türk adını kullanan ilk Türk devleti hangisidir?" Bu soru, sadece bir bilgi kırıntısından ibaret değil; aynı zamanda kolektif hafızamızın, kimliğimizin ve köklerimizin en sağlam dayanaklarından birini oluşturuyor. Bir tarih uzmanı olarak, bu sorunun yanıtını yıllardır farklı kaynaklardan, arkeolojik bulgulardan ve dilbilimsel analizlerden süzerek edinmenin heyecanını hep yaşadım. Şimdi bu heyecanı ve birikimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu konuya eğildiğimizde, sadece bir isimden bahsetmiyoruz; aynı zamanda bir ulusun kendi kimliğini bilince çıkarma, onu yazıya dökme ve dünyaya ilan etme sürecinden bahsediyoruz. Haydi gelin, bu önemli kilometre taşını birlikte keşfedelim.
Türk adını devlet adı olarak kullanan ilk Türk devleti tartışmasız bir şekilde Göktürk Kağanlığı'dır. Bilimsel literatürde ve tarih kayıtlarında Kök Türk Kağanlığı olarak da geçerler. Bu isim, sadece bir hanedan adı değil, bizzat devletin ve dolayısıyla milletin adıdır. 6. yüzyılın ortalarında (yaklaşık 552 yılında) Bumin Kağan tarafından kurulan bu büyük imparatorluk, Türk tarihinin altın sayfalarına adını kalın harflerle yazdırmıştır.
Göktürkler, diğer Türk toplulukları gibi güçlü bir askeri yapıya ve köklü bir kültüre sahipti. Ancak onları özel kılan en önemli özellik, kendi dillerinde ve yazılarında "Türk" adını resmen kullanmalarıydı. Bu, ulusal kimliğin devlet düzeyinde net bir şekilde ifade edilmesi anlamına geliyordu. Düşünsenize, o dönemde dünyanın dört bir yanında sayısız devlet ve topluluk varken, kendi kimliğini bu denli açıkça tanımlayan ve bunu anıtlara kazıyan kaç millet vardı? İşte bu yüzden Göktürkler, bizim için bir gurur kaynağıdır.
Bumin Kağan ve ardından gelen Kağanlar, sadece siyasi bir birlik kurmakla kalmadılar, aynı zamanda bu birliğe bir ulusal ad verdiler. Bu ad, zamanla tüm Türk boylarını, etnik kökenleri farklı olsa bile ortak bir kültürel ve siyasi çatı altında birleştiren büyük bir şemsiyeye dönüştü.
Göktürklerin bu öncü rolünü kanıtlayan en somut ve eşsiz delilimiz ise, Moğolistan coğrafyasında bulunan Orhun Yazıtları'dır. Bu yazıtlar, Türk adının sadece sözel bir ifade olmadığını, aynı zamanda taşlara kazınmış, gelecek nesillere aktarılmak üzere bırakılmış bir miras olduğunu gösterir. Bilge Kağan, Kültigin ve Tonyukuk adına dikilen bu anıtlarda, "Türk" kelimesi defalarca geçmekle kalmaz, devletin kuruluş hikayesi, mücadelesi, millete öğütler ve gelecek nesillere bırakılan mesajlar da bizzat Türk Kağanlarının ağzından aktarılır.
Örneğin, Bilge Kağan Yazıtı'nda şöyle denir: "Üstte mavi gök, altta kara yer yaratıldığında, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini (devletini), töresini düzenlemiş..."
Bu ifadeler, Türk adının devletin resmi adı ve milletin kimlik beyanı olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyar. Benim akademik kariyerimde, Orhun Yazıtları'nı ilk okuduğum anı hiç unutamam. O taştaki harfler sadece kelimeler değil, asırlar öncesinden gelen güçlü bir ses, bir kimlik beyanıydı. Sanki ecdadım bize doğrudan konuşuyormuş gibi hissetmiştim. Bu anıtlar, sadece geçmişi değil, bugünü ve geleceği de aydınlatan fenerler gibidir.
Peki, Göktürklerden önce Türk soylu başka devletler yok muydu? Elbette vardı! Tarihte bilinen ilk Türk devleti olarak kabul edilen Büyük Hun İmparatorluğu (MÖ 220 - MS 216) ve Saka (İskit) Türkleri gibi birçok büyük medeniyet, Göktürklerden çok önce varlıklarını sürdürüyordu. Peki neden onlar "Türk" adını kullanan ilk devlet sayılmıyor?
Buradaki anahtar fark, devletin resmi adının "Türk" kelimesini içermemesidir. Örneğin, Hunlar kendilerini kendi dillerinde "Xiongnu" olarak adlandırmışlardır. Onların etnik kökeninin Türk olduğu konusunda bilim dünyasında büyük ölçüde mutabakat vardır ancak devletlerine bu ismi vermemişlerdir. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu'nun etnik olarak büyük ölçüde Türk olmasına rağmen adının "Türk İmparatorluğu" değil "Osmanlı İmparatorluğu" olması gibi düşünebiliriz.
Bu, onların Türk olmadıkları anlamına gelmez. Tam tersine, Hunlar ve diğerleri, Türk kültür ve medeniyetinin temelini atan, ondan beslenen ve onu ileriye taşıyan öncü topluluklardır. Ancak bilinçli olarak kendi devletlerini "Türk Devleti" olarak tanımlama ve bu ismi resmi olarak kullanma ayrıcalığı Göktürklere aittir. Bu, bir kimlik inşa sürecinin zirve noktasıdır.
Bu konu üzerinde çalışırken, her zaman şunu düşündüm: Bir milletin kendi adını resmi olarak kullanması ne kadar büyük bir adımdır! Bu, sadece bir isimden ibaret değil; bir egemenlik ilanı, bir köklenme göstergesi ve ortak bir kaderin başlangıcıdır. Göktürkler, "Biz Türk'üz ve devletimizin adı da Türk!" diyerek, sonraki yüzyıllardaki tüm Türk devletlerine ve topluluklarına bir miras bırakmışlardır. Selçuklular, Osmanlılar ve nihayet modern Türkiye Cumhuriyeti, bu kimlik mirasının farklı dönemlerdeki tezahürleridir.
Türk adının Göktürklerle birlikte devlet adı olarak kullanılması, aynı zamanda tarihi bir sürekliliğin de önemli bir göstergesidir. Binlerce yıldır var olan Türk kültürü, dili ve yaşam tarzı, Göktürklerle birlikte devletleşme sürecinde kendi adını en açık şekilde telaffuz etme cesaretini göstermiştir. Bu, millet olarak kim olduğumuzu anlamak ve geleceğe umutla bakmak için bize sağlam bir zemin sunar.
Değerli dostlar, bugün "Türk adını kullanan ilk Türk devleti hangisidir?" sorusuna sadece bir yanıt vermekle kalmadık, aynı zamanda bu yanıtın ardındaki derin anlamları, tarihsel süreçleri ve kültürel mirasımızı da birlikte değerlendirdik. Göktürk Kağanlığı, sadece güçlü bir imparatorluk olmakla kalmamış, aynı zamanda Türk adının bayraktarlığını yaparak, bize bugün hala ilham veren, köklerimizi gösteren o ilk büyük meşaleyi yakmıştır. Orhun Yazıtları ise, o meşalenin ışığını asırlar ötesinden taşıyan paha biçilmez belgelerimizdir.
Bu bilgi, bizlere sadece geçmişi değil, aynı zamanda kimliğimizin ne kadar köklü ve bilinçli bir temele dayandığını da anlatır. Umarım bu yolculuk, sizler için de benim için olduğu kadar ufuk açıcı olmuştur. Tarihimizin bu eşsiz sayfalarını keşfetmeye devam etmek, bizleri daha güçlü ve bilinçli bireyler yapacaktır.
Sevgi ve saygılarımla.