menu search
  • Kaydol
brightness_auto

Hoş geldiniz! TÜRKLER SORUYOR PLATFORMU'na katılmak ister misiniz? Hemen kayıt olun veya giriş yapın.

more_vert
El elin essegini türkü çığırarak arar ne demek?
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

3 Cevap

more_vert
Başkalarının dertleri bizi pek de tedirgin etmez ama bizim bir derdimiz olsaydı daha fazla telaş ederdik
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

Merhaba değerli okuyucularım,

Bugün Türkçemizin o eşsiz atasözlerinden birini, "El elin eşeğini türkü çağırarak arar" sözünü masaya yatıracağız. Eminim çoğunuz bu sözü duymuş, belki de hayatınızın bir döneminde bizzat deneyimlemişsinizdir. Peki, gerçekten ne anlama geliyor, hayatımızdaki yansımaları neler ve bu durumla nasıl başa çıkabiliriz? Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, bu konuyu sadece yüzeysel bir anlamıyla değil, psikolojik, sosyal ve pratik yönleriyle derinlemesine inceleyelim. Hazırsanız, bu anlamlı yolculuğa çıkalım.

Atasözünün Kalbindeki Anlam: Yüzeysel Çaba ve Samimiyetsizlik

Öncelikle atasözümüzü kelime kelime irdeleyelim:

  • "El elin...": Buradaki "el," yabancı, başkası, seninle doğrudan bağı olmayan anlamına gelir. Yani, bu sorun sana ait değil, başkasına ait.
  • "...eşeğini...": Eşek, kıymetli bir mal varlığı, bir geçim kaynağıdır. Kaybolması büyük bir dert, önemli bir sorundur. Eski zamanlarda eşek, ulaşım, yük taşıma gibi konularda hayati bir rol oynarmıştır. Yani burada kastedilen, senin için önemli, değerli bir kayıp veya sorun.
  • "...türkü çağırarak arar.": İşte bu kısım, atasözünün en can alıcı noktasıdır. Türkü çağırmak, neşe, keyif, rahatlık ifade eder. Ciddi bir sorun karşısında türkü çağırmak, o sorunu ciddiye almadığını, umursamadığını, hatta belki de bu durumdan keyif aldığını gösterir.

Bu parçaları bir araya getirdiğimizde, "El elin eşeğini türkü çağırarak arar" atasözünün temel anlamı şudur:

"Başkasına ait bir sorunu, bir derdi, kendine aitmiş gibi sahiplenmeyerek, umursamazca, ciddiyetsiz bir tavırla, hatta bundan keyif alırcasına yüzeysel bir çabayla aramak veya çözmeye çalışmak."

Burada altını çizmemiz gereken anahtar kelimeler kayıtsızlık, samimiyetsizlik, yüzeysel çaba ve sorumluluk almamadır. Yani o kişi, yardım ediyormuş gibi görünse de, aslında kendi keyfini ve rahatını bozmadan, göstermelik bir efor sarf etmektedir.

Peki Neden Türkü Çağırırız? İnsan Doğasına Bir Bakış

İnsanlar neden böyle bir tavır sergiler? Bu durum, sadece kötü niyetten mi kaynaklanır, yoksa altında başka psikolojik etkenler de mi yatar?

  1. Doğrudan Çıkar ve Aidiyet Eksikliği: İnsan doğası gereği, doğrudan kendi çıkarına dokunmayan konularda daha az motive olur. Başkasının sorunu, kendi sorunumuz olmadığı için, aynı şiddette bir aciliyet veya bağlılık hissetmeyiz.
  2. Sorumluluktan Kaçınma: Bir soruna gerçekten dahil olmak, zaman, enerji ve bazen de risk gerektirir. "Türkü çağırmak," bu sorumluluğu tam olarak üstlenmeden, sadece görünürde bir çaba sarf etme kolaycılığıdır.
  3. Empati Eksikliği: Karşıdaki kişinin yaşadığı sıkıntıyı tam olarak anlayamamak veya hissedememek, yüzeysel bir yaklaşımın temel nedenidir. Empati kuramadığımızda, sorunun ciddiyetini kavrayamayız.
  4. Gösteriş ve İmaj Kaygısı: Bazı durumlarda kişi, "Ben yardım ediyorum" imajı vermek isterken, aslında samimi bir çaba göstermez. Toplumda iyi bir insan olarak görünme isteği, gerçek yardıma dönüşmeyebilir.
  5. Kendi Konfor Alanını Bozmak İstememe: Eşeği aramak yorucu, stresli bir iştir. Türkü çağırmak ise keyifli. Kişi kendi konfor alanından çıkmak istemediği için, işi hafife alır ve keyifli bir etkinliğe dönüştürür.

Hayatın İçinden Örnekler: Bu Atasözü Hangi Senaryolarda Canlanır?

Bu atasözü, ne yazık ki modern hayatın birçok alanında karşımıza çıkabiliyor. İşte size kendi gözlemlerimden ve deneyimlerimden bazı örnekler:

İş Hayatında: Ekip Çalışması ve Sorumluluk Dağılımı

Bir proje ekibinde, herkesin üzerine düşen bir görev vardır. Ancak bazen bir ekip üyesi, kendi üzerine düşeni tam yapmaz, sadece "işin ucundan tutar" gibi görünür.

  • Örnek 1: Sunum Hazırlığı
    Diyelim ki dört kişilik bir ekibin önemli bir sunum hazırlaması gerekiyor. Bir ekip üyesi, "Ben görselleri hazırlayayım" der ve gerçekten de çok şık görseller yapar. Ancak sunumun içeriği, araştırma kısmı veya konuşma metni gibi asıl yükü diğerleri çeker. O kişi, güzel görselleriyle adeta "türkü çağırır"; yaptığı iş göz alıcıdır ama projenin ana derdine (eşeğine) tam olarak odaklanmamıştır, hatta kendi üzerine düşen daha kritik görevi ihmal etmiştir. Sonuçta sunum eksik kalır ve o kişi "Ben görevimi yaptım" der.
  • Örnek 2: Müşteri Hizmetleri
    Bir müşteri, karmaşık bir sorunla gelir. Müşteri temsilcisi, "Formunuzu aldık, sisteme kaydettik, ilgili birime ilettik" der. Bütün prosedürler eksiksiz yerine getirilmiştir, adeta "türkü çağırılmıştır." Ancak soruna gerçekten çözüm bulunana kadar müşteriyle aktif olarak ilgilenilmez, durumun takibi yapılmaz. Müşteri ise çözümsüz kalır ve "Benim derdimi kimse gerçekten anlamadı" hissine kapılır.

Sosyal İlişkilerde: Dostluk ve Yardımseverlik

Arkadaşlık ilişkilerinde de benzer durumları görmek mümkün. Bir arkadaşınız sizden yardım istediğinde, bazen o "türkü çığırıcı" pozisyonuna düşebilirsiniz.

  • Örnek 3: Taşınma Yardımı
    Bir arkadaşınız taşınıyor ve sizden yardım istedi. "Tabii ki gelirim!" dersiniz. Ancak taşınma günü geldiğinde, kolileri taşımak yerine, daha hafif işlerle ilgilenir, ortamı şenlendirmeye çalışır, belki bir yandan şarkı mırıldanır veya sürekli telefonunuzla uğraşırsınız. Ağır işleri yapan, gerçekten ter döken başkalarıdır. Siz "orada bulunarak" üzerinize düşeni yapmış gibi görünürsünüz, ama esas yük başkalarının omuzlarındadır.
  • Örnek 4: Toplumsal Olaylara Yaklaşım
    Bir sel felaketi olur, bir doğal afet yaşanır. Sosyal medyada hepimiz hassasiyetimizi dile getirir, paylaşımlar yaparız. Bu paylaşımlar, duyarlılığın bir göstergesidir ve önemlidir. Ancak bazen bu paylaşımlar, sahada gerçek bir çaba göstermeden, bizzat yardım etmek yerine sadece "görevimizi yaptık" hissiyle sınırlı kalır. Bu da dijital çağın "türkü çağırması" olabilir.

"Türkü Çığırmanın" Getirdiği Yan Etkiler: Güven Kaybı ve Verimsizlik

Bu yüzeysel yaklaşımın bireysel ve toplumsal düzeyde ciddi sonuçları vardır:

  1. Güven Kaybı: Eşeği kaybolan kişi, kendisine yardım eden kişinin samimiyetsizliğini hissettiğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Bu durum, ilişkilerde güveni zedeler.
  2. Motivasyon Düşüklüğü: Gerçekten çaba harcayan kişiler, "türkü çığıranları" gördükçe motivasyonlarını kaybedebilirler. "Neden ben bu kadar çabalıyorum ki?" düşüncesi yaygınlaşır.
  3. Verimsizlik ve Etkisizlik: Sorunlar gerçek anlamda çözülmediği, yüzeysel yaklaşımlarla geçiştirildiği için, tekrarlanır veya daha da büyür. Bu da zaman ve kaynak israfına yol açar.
  4. İtibar Kaybı: Bir kişi veya kurum sürekli olarak "türkü çağırarak" iş yapıyorsa, zamanla itibarı zedelenir ve ciddiye alınmaz.

Bu Durumla Nasıl Başa Çıkarız? Pratik Öneriler

Bu atasözünün hayatımızdaki olumsuz etkilerini azaltmak için hem eşeği kaybolanlar hem de türkü çağıranlar olarak neler yapabiliriz?

Eşeği Kaybolanlar İçin (Yardım İsteyenler):

  • Net ve Açık Olun: Yardım taleplerinizi ve beklentilerinizi mümkün olduğunca net ve açık bir şekilde ifade edin. "Genel bir yardım" yerine "şu görevi yapabilir misin?" deyin.
  • Sorumlulukları Belirleyin: Kime hangi görevi verdiğinizi ve bu görevin kapsamını netleştirin. İşin ucunu açık bırakmayın.
  • Takipçi Olun: Bırakın yapsınlar demeyin, düzenli aralıklarla durumu kontrol edin ve geri bildirim isteyin.
  • Geri Bildirim Verin: Yardım eden kişiye, gösterdiği çabanın sonucunda ne elde edildiğini söyleyin. Eğer samimiyetsiz bir çaba varsa, bunu nazikçe ama kararlılıkla dile getirin.

Türkü Çığıranlar İçin (Yardım Eden Pozisyonundaki Kişiler):

  • Empati Kurun: Yardıma ihtiyacı olan kişinin durumunu gerçekten anlamaya çalışın. "Benim başıma gelseydi ne hissederdim?" diye düşünün.
  • Samimi Bir "Evet" veya "Hayır" Deyin: Gerçekten yardım edemeyecekseniz, en baştan dürüstçe "Hayır" deyin. Yarım yamalak veya isteksiz bir yardım, hiç yardım etmemekten daha fazla zarar verebilir.
  • Sorumluluk Alın: Bir işe "evet" dediyseniz, o işin gerektirdiği sorumluluğu da üstlenin. İşin ucundan tutmak yerine, gerçekten çözüme katkıda bulunun.
  • Kendi Davranışınızı Sorgulayın: Bazen farkında olmadan bu duruma düşebiliriz. Neden böyle davrandığımızı kendimize sormak, bir sonraki sefere daha bilinçli bir seçim yapmamızı sağlar.

Liderler ve Yöneticiler İçin:

  • Kültürü Değiştirin: Ekip içinde, sadece "görünürde" değil, gerçek katkının değer gördüğü bir kültür yaratın.
  • Performansı Değerlendirin: Sadece çıktıya değil, çıktıya giden süreçteki katkıya ve çabaya da dikkat edin.
  • Örnek Olun: Liderler olarak siz de asla "türkü çağırmayın." Sorunlara doğrudan dahil olun ve ekibinize gerçek sorumluluk almanın değerini gösterin.

Sonuç: Gerçek Yardımın ve Sorumluluğun Değeri

"El elin eşeğini türkü çağırarak arar" atasözü, bize insan doğasının zayıf yönlerinden birini gösteriyor. Ancak bu durumu fark etmek ve üzerine gitmek, daha anlamlı ilişkiler kurmamızın, daha verimli iş ortamları yaratmamızın ve daha empati dolu bir toplum olmamızın anahtarıdır.

Unutmayın, her birimizin hayatında "kaybolmuş bir eşek" olabilir ve o eşeği gerçekten bulmak için samimi bir çaba, gerçek bir sahiplenme gerekir. Yüzeysel çabalar ve sahte neşeler, sorunları çözmez, sadece ertele ve ilişkileri zedeler. Gelin, hayatımızda "türkü çağırmak" yerine, gerçekten dert edinen, samimi ve çözüm odaklı bireyler olmaya özen gösterelim.

Umarım bu makale, atasözümüzün derinliklerine inmeniz ve kendi hayatınızda anlamlı çıkarımlar yapmanız için size bir yol haritası sunmuştur. Bir başka konuda görüşmek dileğiyle, sevgi ve saygılarımla.

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

"El elin eşeğini türkü çağırarak arar": Bir Değişmez İnsanlık Hali ve Derin Anlamları

Merhaba kıymetli okuyucularım,

Bugün, dilimizin en çarpıcı ve gerçekçi atasözlerinden biri üzerine derinlemesine bir yolculuğa çıkacağız: "El elin eşeğini türkü çağırarak arar." Bu atasözü, Türk kültüründe, insan doğasının en temel ve belki de en değişmez gerçeklerinden birini adeta bir ayna gibi yansıtır. İlk duyduğunuzda belki gülümseyebilir, belki de "Ne alakası var şimdi eşekle türkü?" diye düşünebilirsiniz. Ama gelin görün ki, bu kısacık cümlenin ardında yatan anlam, günlük hayatımızdan iş ilişkilerimize, hatta sosyal sorumluluk bilincimize kadar pek çok alanda karşımıza çıkar.

Bir uzman olarak, yıllardır gözlemlediğim ve analiz ettiğim insan davranışlarının özeti gibidir bu söz. Hadi, birlikte bu atasözünün katmanlarını açalım ve bize ne anlatmak istediğini anlayalım.

İlk Bakışta: Eşek ve Türkü Metaforu

Atasözünün kelime anlamıyla başlayalım: Bir başkasının kaybolan eşeğini arayan kişi, bu işi canı gönülden, endişeyle değil; aksine, neşeyle, türküler mırıldanarak, sakin bir tempoyla yapar. Buradaki metaforlar o kadar güçlü ki!

  • Eşek: Geleneksel Anadolu kültüründe eşek, basit bir hayvan olmanın ötesinde, evin yükünü çeken, geçim kaynağı olan, bazen tek varlık olabilen değerli bir malı, önemli bir sorunu veya sorumluluğu temsil eder. Eşeğini kaybeden birinin yaşadığı panik, kaygı ve çaresizlik bambaşkadır.
  • El (Başkası): Eşeğin gerçek sahibi olmayan kişidir. Yani, sorunu, derdi veya sorumluluğu doğrudan kendisinin olmayan kişi.
  • Türkü Çağırmak: İşte can alıcı nokta burası. Türkü çağırmak, bir yandan rahatlığı, acele etmemeyi, işi ciddiye almamayı ifade ederken; diğer yandan da o kaybolan eşeğin sahibi gibi paniklememeyi, dertlenmemeyi, acıyı hissetmemeyi anlatır. İşin ucunda doğrudan bir kaybı, bir zararı olmadığı için, "el" rahat bir tavır sergiler.

Kısacası, bu atasözü bize der ki: Kendi derdin gibi olmayan bir meseleye, başkasının sorununa, asla aynı ciddiyet, aynı duyarlılık ve aynı hızla yaklaşamazsın. Çünkü o dert, senin derdin değildir.

Peki, Bu Neden Böyledir? İnsan Doğasının Yansımaları

Bu atasözünün bu kadar yaygın ve kabul görmüş olmasının temelinde, insan doğasına dair derin bir anlayış yatar. Bu durumu birkaç farklı açıdan ele alabiliriz:

  1. Kişisel Sahiplenme ve Sorumluluk Bilinci: İnsan, doğrudan kendisine ait olan, kendi emek ve değer yargılarıyla şekillenen şeylere karşı çok daha sahiplenicidir. Kendi evini temizlerken gösterdiği titizliği, başkasının evini temizlerken göstermesi beklenemez. Çünkü ortada doğrudan bir sahiplik hissi ve sonuçla ilişkilendirme yoktur.
  2. Duygusal Mesafelenme: Başkasının başına gelen bir olay, ne kadar üzücü olursa olsun, sizin başınıza gelmediği sürece aynı duygusal yoğunluğu yaratmaz. Bir arkadaşınızın yaşadığı maddi sıkıntıya üzülürsünüz, destek olursunuz; ama o sıkıntıyı yaşayanın kalbindeki endişeyi, uykusuzluğu tam anlamıyla yaşayamazsınız. Bu, insanı kötü biri yapmaz; doğal bir koruma mekanizmasıdır aslında.
  3. Önceliklendirme: Herkesin kendi öncelikleri, kendi acil yapması gereken işleri vardır. Başkasının sorununu çözmek, genellikle kendi acil işlerinizin önüne geçemez. Bu da, işe gösterilen eforun ve hızın düşmesine neden olur. Kaybolan eşek sahibinin hayat memat meselesidir, ama onu arayan için sadece yapılması gereken bir iştir.

İş Hayatında ve Projelerde Karşılaştığımız Anlar

Bu atasözünün modern iş dünyasındaki yansımaları gerçekten çarpıcıdır. Benim kariyerimde defalarca karşılaştığım bir durumdur bu.

  • Ekip Çalışmaları: Bir ekip projesinde herkesin ortak bir hedefe ulaşması beklenir. Ancak bazı ekip üyelerinin projeyi "kendi eşekleri" gibi sahiplendiğini, bazılarının ise sadece "eşek arayan" modunda olduğunu görmüşümdür. Bir kısmı gecesini gündüzüne katarken, diğeri belirlenen en az eforla işi tamamlamaya çalışır. Sonuçta, bu durum hem motivasyonu düşürür hem de projenin kalitesini etkiler.
  • Dış Kaynak Kullanımı (Outsource): Bir danışman olarak, firmaların dışarıdan hizmet aldığı projelerde bu durumu çok net görürüm. Örneğin, bir firma için hayati önem taşıyan bir yazılım geliştirme projesinde, firmanın kendi içinde çalışanlar projenin her aşamasına canla başla dahil olurken, dışarıdan gelen bir ekibin (ne kadar profesyonel olursa olsun) aynı içsel motivasyonla hareket etmediğini gözlemlerim. Onlar için bu bir iş, bir proje teslimidir; ama firma sahibi için geleceğidir.
  • Müşteri İlişkileri: Bir müşterinin acil bir sorunu olduğunda, kendi şirketinizin o soruna nasıl yaklaştığı ile, çözüm için anlaştığınız üçüncü parti bir firmanın nasıl yaklaştığı arasında genelde fark olur. Siz paniklersiniz, hızlı çözüm ararsınız; ama diğer taraf "bir bakarız" rahatlığında olabilir.

Sosyal Hayatta ve İlişkilerde "Türkü Çağıranlar"

Sadece iş hayatı değil, sosyal ilişkilerimizde de bu atasözü geçerliliğini korur.

  • Arkadaş Yardımlaşması: Bir arkadaşınızın taşınmasına yardım ettiğinizde, tabii ki elinizden geleni yaparsınız. Ama o evden taşınma eziyeti, yeni eve yerleşme telaşı, eşya sahiplerinin hissettiği stres ve yorgunluk sizin için asla aynı seviyede olmaz. Siz molalarda biraz daha rahat, belki hafif esprilerle durumu idare ederken, ev sahibi her şeyi yetiştirme telaşındadır.
  • Danışmanlık ve Tavsiye: Birine dert yandığınızda, size akıl veren, yol gösteren insanlar olabilir. Ne kadar iyi niyetli olsalar da, o derdin ağırlığını, sizin omuzlarınızdaki yükü tam olarak anlayamazlar. Verdiği tavsiye ne kadar değerli olursa olsun, çoğu zaman bir "türkü çağırır" edasıyla, dışarıdan bir bakış açısıyla sunulur.

Bu Durumun Yarattığı Duygular ve Sonuçları

"Eşeğini kaybeden" taraf için bu durum oldukça sinir bozucu, hayal kırıklığı yaratıcı ve bazen de yalnızlaştırıcı olabilir. Kendi derdinin ciddiyetinin anlaşılmadığını, yeterince önemsenmediğini düşünebilir. Bu da güvensizlik, iş tatminsizliği ve ilişkilerde mesafelenmeye yol açabilir.

Diğer yandan, "türkü çağıran" taraf, farkında olmadan başkalarının motivasyonunu düşürebilir, projenin veya görevin ilerlemesini yavaşlatabilir ve uzun vadede kendisinin de saygınlığını zedeleyebilir.

"Türkü Çığırmayı" Nasıl Azaltırız? Daha Sorumluluk Sahibi Bir Yaklaşım İçin Öneriler

Peki, bu atasözünün bize öğrettiği gerçeklikten yola çıkarak, daha empatik, daha sahiplenici ve daha etkili ilişkiler kurmak için neler yapabiliriz?

  1. Empatiyi Güçlendirin: Bir başkasının sorununa yaklaştığınızda, kendinizi onun yerine koymaya çalışın. "Benim başıma gelseydi ne hissederdim, nasıl bir çözüm beklerdim?" sorusunu sorun. Bu, motivasyonunuzu ve ciddiyetinizi artıracaktır.
  2. Ortak Hedef ve Aidiyet Yaratın: Eğer bir ekibin parçasıysanız veya birine yardım ediyorsanız, o sorunu "onun sorunu" olmaktan çıkarıp "bizim sorunumuz" haline getirin. Projenin veya yardımın sonuçlarının herkesi nasıl etkileyeceğini vurgulayın. "Bu eşeği hep birlikte bulmalıyız, çünkü bu eşek hepimizin yükünü taşıyor" mesajını verin.
  3. Net İletişim ve Beklentiler Belirleyin: Özellikle iş ortamında, görev ve sorumlulukların yanı sıra, beklenen çaba seviyesini ve aciliyetini de açıkça belirtin. "Bu iş, şirketin gelecek 3 yılı için kritik önem taşıyor" gibi vurgular, işi yapanın konuyu daha fazla sahiplenmesini sağlayabilir.
  4. Sorumluluk ve Hesap Verebilirlik: Bir görevi delege ettiğinizde, sadece "yapılacaklar listesini" vermekle kalmayın, aynı zamanda belirli bir seviyede sorumluluk ve hesap verebilirlik de tanımlayın. İnsanlar, sonuçlardan sorumlu olduklarını hissettiklerinde, işe daha ciddi yaklaşırlar.
  5. Kişisel Değer Katma: İnsanlara yaptıkları işin veya verdikleri yardımın sadece bir görevden ibaret olmadığını, aynı zamanda kişisel bir değer kattığını hissettirin. "Senin katkın olmadan bu işin altından kalkamayız" veya "Bu senin için de önemli bir öğrenme fırsatı" gibi yaklaşımlar, sahiplenmeyi artırabilir.

Sonuç: "Eşek" Kaybolduğunda Ortak Payda

"El elin eşeğini türkü çağırarak arar" atasözü, bize insan doğasının bir gerçeğini acımasızca yüzümüze vurur. Ancak bu gerçekle yüzleşmek, bizim daha iyi bireyler, daha iyi ekip arkadaşları ve daha duyarlı toplum üyeleri olmamız için bir fırsattır.

Kendi eşeğimiz kaybolduğunda hissettiğimiz çaresizliği, başkasının eşeği kaybolduğunda da biraz olsun hissetmeye çalışmak; kendi sorumluluğumuz olmayan durumlarda dahi daha duyarlı, daha ilgili ve daha proaktif olmak, aslında bizi daha insan yapar. Zira, bugünün "el"i yarın "eşek sahibi" olabilir. Ve o zaman, başkalarının bize aynı duyarlılıkla yaklaşmasını isteriz.

Unutmayalım ki, birlikte sahiplenilen her dert, yükü hafifletir. Ve belki de, o zaman, türküler sadece neşe ve huzur için söylenir, bir başkasının derdine kayıtsız kalmak için değil.

Sevgi ve anlayışla kalın.

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

İlgili sorular

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
3 cevap

9,471 soru

17,606 cevap

34 yorum

109 üye

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı: 7
0 Üye 7 Ziyaretçi
Bugünkü Ziyaretler: 7749
Dünkü Ziyaretler: 7199
Toplam Ziyaretler: 4905876

Son Kazanılan Rozetler

süleyman_Şahin Bir rozet kazandı
İbrahim_korkmaz Bir rozet kazandı
meryem_bulut Bir rozet kazandı
efe_acar Bir rozet kazandı
süleyman_Şahin Bir rozet kazandı
...