Değerli okuyucularım, sevgili dostlar,
Bugün sizlerle Türk tarihinin eşsiz kahramanlarından birini, adını duyduğumuzda yüreğimizde tarifsiz bir gurur ve hüzünle anılan bir anneyi, bir direniş sembolünü konuşmak istiyorum: Nene Hatun kimdir? Bu sadece bir isim, bir biyografi sorusu değil; aynı zamanda bir ruhu, bir duruşu, bir ulusun hafızasını anlamak demektir. Yıllardır bu toprağın tarihini araştıran, insan hikayelerini dinleyen biri olarak, Nene Hatun'un hikayesinin ne kadar derin ve ilham verici olduğunu sizlere aktarmak benim için bir onur.
Nene Hatun'u sadece "93 Harbi'nde Erzurum Aziziye Tabyası'nı savunan kadın" olarak tanımlamak, onun hikayesinin derinliğini eksik bırakır. O, 1857 yılında Erzurum'un Çeperli köyünde doğmuş, sıradan bir köy kızı, genç bir eş, evlat sahibi bir anneydi. Tıpkı o dönem Anadolu'sundaki binlerce kadın gibi. Hayatı tarlasında, evinde, çocuklarının başında geçerken, kader onu tarihin en kritik anlarından birinde sahneye çıkarmış, adını ölümsüz kılmıştır.
Tarihler 1877'yi gösterdiğinde, Osmanlı İmparatorluğu Ruslarla büyük bir savaşa tutuşmuştu: "93 Harbi" ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı. Bu savaşın en çetin cephelerinden biri Doğu'da, Erzurum'da yaşanıyordu. Rus ordusu, stratejik öneme sahip Erzurum'u ele geçirmek için ilerlerken, şehir halkı büyük bir direniş sergiliyordu. İşte bu karmaşanın, korkunun ve aynı zamanda umudun ortasında Nene Hatun'un adı yankılanmaya başlayacaktı.
Nene Hatun'un hikayesini bu kadar etkileyici kılan, onun bir askeri deha olmasından ziyade, sıradan bir insanın olağanüstü koşullar altında gösterdiği tarifsiz cesarettir. O günlerde Erzurum, Rus işgal tehdidi altındaydı. 8 Kasım 1877 gecesi, Ruslar Aziziye Tabyası'nı ele geçirdi. Sabah ezanları okunurken, Minarelerden "Moskof Aziziye'ye girdi!" feryatları yükseldi. Bu feryat, Nene Hatun'un dünyasını da altüst etti.
Nene Hatun, o sabah 3 aylık bebeğini kundakta bırakmış, eşi ve diğer çocuklarıyla birlikte tarlaya gitmek üzereyken, ezan sesleriyle geri dönmüştü. Evine döndüğünde ise kahredici bir haberle sarsıldı: Ağabeyi Hasan, Ruslarla girdiği çatışmada şehit düşmüştü. Bu haber, Nene Hatun'un içindeki anne şefkatini, kardeş acısını ve vatan sevgisini bir volkan gibi patlattı.
Rivayet odur ki, ağabeyinin cansız bedeninin başında, "bebeğimi Allah'a, kocamı sana emanet ediyorum!" diyerek yemin etti. Elinde bir balta, sırtında fişeklik, yanına da ağabeyinin tüfeğini alarak sokağa fırladı. O, aslında tüm Erzurum halkının, tüm Anadolu insanının öfkesini ve direniş arzusunu temsil ediyordu.
Nene Hatun'un o günkü hali, halkı öyle bir etkiledi ki, peşine düşen kadınlı-erkekli, yaşlılı-gençli yüzlerce insan, ellerinde ne bulurlarsa (balta, kazma, kürek, odun) Aziziye Tabyası'na doğru koşmaya başladı. Bu, planlı bir askeri harekât değil, topyekûn bir halk direnişiydi. Nene Hatun'un öncülüğünde, Erzurum halkı Aziziye Tabyası'nı Ruslardan geri almayı başardı. Bu, savaşın gidişatını değiştirmese de, Türk milletinin direniş azmini ve moralini yükselten, tüm dünyaya destansı bir örnek teşkil eden bir zaferdi.
Nene Hatun, sadece bir tarihi figür değildir. O, bir ulusun belleğinde derin izler bırakmış, pek çok anlamı içinde barındıran bir semboldür:
Nene Hatun'un hikayesi, bir annenin vatanı için, çocuklarının geleceği için neleri göze alabileceğinin en çarpıcı örneğidir. Üç aylık bebeğini geride bırakıp cepheye koşması, onun sadece kendi evlatlarına değil, tüm vatan evlatlarına duyduğu annelik şefkatinin bir göstergesidir. Bu, tarihin en güçlü anne figürlerinden biridir.
Türk tarihinde kadınlar her zaman önemli roller üstlenmişlerdir. Nene Hatun, savaşın en çetin koşullarında, bir kadının cesareti ve azmiyle kitleleri peşinden sürükleyebileceğini göstermiştir. O, sadece evde oturan, pasif bir figür değil; gerektiğinde öne atılıp liderlik yapabilen Türk kadınının timsalidir. Özellikle günümüz dünyasında kadınların potansiyelini tartıştığımız bir dönemde, Nene Hatun'un hikayesi bize ilham vermeye devam ediyor.
Onun eylemi, sadece Erzurum'un değil, tüm Türkiye'nin vatan sevgisinin, bağımsızlık aşkının ve milli ruhunun bir yansımasıdır. "Vatan elden giderse yaşamanın ne anlamı var?" diyen bir ruhun ete kemiğe bürünmüş halidir. O'nun gösterdiği direniş, Türk milletinin asla esarete boyun eğmeyeceğinin bir ispatıdır.
Peki, Nene Hatun'un hikayesi bize bugün ne anlatıyor? Neden hala onun adını saygıyla anıyoruz?
Nene Hatun, uzun ve onurlu bir hayat yaşadıktan sonra 1955 yılında vefat etmiştir. Vefat ettiğinde bile, "Türkiye Analarından Biri" olarak anılmış, cenazesine binlerce kişi katılmıştır. Erzurum'da adına dikilen anıtlar, kurulan okullar, hastaneler ve hatta çekilen filmler ile onun aziz hatırası yaşatılmaktadır.
Sevgili dostlar, Nene Hatun sadece bir isim değil, bir destan, bir felsefedir. O, Türk milletinin özünde var olan direniş ruhunun, annelik şefkatinin, vatan sevgisinin ve kadın cesaretinin en somut ve en parlak örneğidir. Onun hikayesi, bizlere her zaman ilham vermeye, yol göstermeye devam edecektir. Onu anmak, sadece bir kahramanı yad etmek değil, aynı zamanda kendi içimizdeki Nene Hatun'u keşfetmektir.
Saygılarımla,
Bir tarih sevdalısı uzmanınız.