menu search
  • Kaydol
brightness_auto

Hoş geldiniz! TÜRKLER SORUYOR PLATFORMU'na katılmak ister misiniz? Hemen kayıt olun veya giriş yapın.

more_vert
Londra boğazlar sözleşmesi nedir?
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

3 Cevap

more_vert
Boğazlar üzerinde Osmanlının Egemenlik hakkını kaybettiği antlaşmadır
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

Değerli okuyucularım, kıymetli dostlar,

Bugün sizlerle Türkiye'nin jeopolitik tarihinde adeta bir dönüm noktası teşkil eden, üzerinden yıllar geçse de etkilerini hala hissettiğimiz çok önemli bir konuyu, Londra Boğazlar Sözleşmesi'ni ele alacağız. Bir uzman olarak, Boğazlar denince akla gelen ilk sözleşme genellikle Montrö olur. Ancak Montrö'ye giden yolculukta Londra'nın ne denli kritik bir durak olduğunu anlamak, bugünkü Türkiye'nin konumunu kavramak için hayati önem taşır. Gelin, bu tarihi belgeyi tüm boyutlarıyla inceleyelim.

Londra Boğazlar Sözleşmesi Nedir? Bir Köprü Başının Hikayesi

"Londra Boğazlar Sözleşmesi" dediğimizde, aslında 1841 yılında dönemin büyük güçleri olan Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya İmparatorluğu, Avusturya ve Prusya arasında imzalanan bir uluslararası anlaşmadan bahsediyoruz. Bu sözleşme, tam adıyla "Boğazların Statüsüne İlişkin Londra Sözleşmesi" olarak bilinir ve esasen İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın uluslararası statüsünü belirleyen ilk çok taraflı belgedir.

Peki, neden bu kadar önemliydi? Bir düşünün, Boğazlar sadece su yolu değil, aynı zamanda iki kıtayı, iki denizi birbirine bağlayan, ticaretin, savaşın ve kültürlerin kesişim noktasıdır. Osmanlı için varoluşsal bir savunma hattı, diğer büyük güçler içinse stratejik bir geçiş kapısıydı. Bu nedenle, 1841 Londra Sözleşmesi, hem Osmanlı'nın egemenlik hakları hem de Avrupa'nın güç dengeleri açısından büyük yankı uyandırmıştır.

Neden Ortaya Çıktı? Tarihin Tozlu Sayfalarında Bir Yolculuk

Her önemli anlaşmanın arkasında onu tetikleyen olaylar zinciri vardır. Londra Boğazlar Sözleşmesi'nin doğuşu da, 19. yüzyılın başlarındaki karmaşık uluslararası ilişkiler ve özellikle Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ile doğrudan ilişkilidir.

  • Osmanlı'nın Zayıflaması: 19. yüzyıla girerken Osmanlı İmparatorluğu "hasta adam" lakabıyla anılmaya başlamıştı. İçerideki isyanlar, ekonomik sıkıntılar ve modernleşme çabalarının getirdiği sancılar, İmparatorluğu dış müdahalelere açık hale getirmişti.
  • Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Rus Tehdidi: İşte bu dönemde Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, isyan ederek Osmanlı topraklarında ilerlemeye başladı. Padişah II. Mahmut, isyanı bastırmak için Avrupa'dan yardım istedi. Ancak yardım eli uzatan ilk ülke, Boğazlar üzerinde tarihi emelleri olan Rusya oldu. 1833'te Osmanlı ve Rusya arasında imzalanan Hünkar İskelesi Antlaşması, Rusya'ya Osmanlı'ya saldıran bir devlete karşı Boğazları kapatma hakkı tanıyordu. Yani, olası bir Rus saldırısında bile, Osmanlı Boğazları diğer devletlere Rusya lehine kapatabilecekti. Bu, Rusya için hayati bir avantajdı.
  • Avrupa'nın Tepkisi ve Güç Dengesi Arayışı: İngiltere ve Fransa, Hünkar İskelesi Antlaşması'nı kendi çıkarlarına aykırı buldu. Rusya'nın Akdeniz'e inmesini ve sıcak denizlere ulaşmasını engellemek, İngilizlerin ve Fransızların dış politikasının temel taşıydı. Osmanlı'nın içişlerine karışarak dengeyi korumak istiyorlardı. İşte Londra Konferansı'nın toplanma sebebi budur. İngiltere'nin başını çektiği bu süreçte, Avrupa'nın büyük güçleri, Boğazlar üzerindeki Rusya etkisini kırmak ve uluslararası bir statü kazandırmak için bir araya geldi.

Benim uzmanlık alanım olan uluslararası ilişkiler tarihinde, bu tür krizlerin genellikle yeni bir denge arayışına yol açtığını sıkça görürüz. Londra Sözleşmesi de tam olarak bu arayışın, yani Avrupa güç dengesini koruma çabasının bir sonucuydu.

Londra Sözleşmesi'nin Temel Hükümleri: Boğazlar Kimin İçin Kapalıydı?

Peki, bu kadar konuşulan sözleşme Boğazlar için ne getiriyordu? Maddeleri oldukça net ve o dönemin koşullarını yansıtıyordu:

  1. Barış Zamanında Savaş Gemilerine Kapanma İlkesi: Sözleşmenin en temel ve en bilinen hükmü şuydu: Osmanlı Devleti barış zamanında Boğazları tüm yabancı savaş gemilerine kapatacaktı. Bu, özellikle Rusya'nın Karadeniz'den Akdeniz'e rahatça inme hayallerini suya düşüren bir maddeydi. Osmanlı'nın egemenlik hakkı kısmen tanınıyor, ancak bu hak uluslararası bir anlaşma ile sınırlandırılıyordu.
  2. Savaş Zamanında Osmanlı'nın Hürriyeti: Osmanlı Devleti, kendi savaşı durumunda, istediği devletin savaş gemilerini Boğazlardan geçirme veya geçirmeme hakkına sahipti. Bu hüküm, Osmanlı'nın kendi güvenliği açısından önemli bir esneklik sağlıyordu.
  3. Ticaret Gemileri Serbestisi: Ticaret gemilerinin Boğazlardan serbest geçişi ise sözleşme kapsamında güvence altına alınmıştı. Bu da büyük güçlerin ekonomik çıkarlarını koruyordu.

Düşünün ki, o dönemde bir İngiliz diplomat olarak bu masada otursaydınız, Rusya'nın güney politikasını frenlemek sizin için en önemli hedef olurdu. Bu sözleşme, bu hedefi büyük ölçüde gerçekleştirdi. Osmanlı için ise bu, "egemenliğin uluslararası güvence altına alınması" gibi görünse de, aslında kendi iradesini uluslararası denetime açmanın ilk adımıydı.

Londra Sözleşmesi'nin Etkileri ve Mirası: Montrö'ye Giden Yol

Londra Boğazlar Sözleşmesi'nin etkileri sadece 1841'de kalmadı, uzun yıllar boyunca devam etti ve sonraki Boğazlar rejimlerinin temellerini attı.

  • Osmanlı İçin Ne Anlama Geliyordu? Osmanlı, bir yandan Rus tehdidine karşı Avrupa'nın desteğini almış ve Boğazlar üzerindeki egemenliğinin kısmen de olsa uluslararası tanınmasını sağlamıştı. Ancak diğer yandan, kendi Boğazlarını kendi başına yönetemediğinin, uluslararası bir vesayet altına girdiğinin de bir göstergesiydi. Hünkar İskelesi'nin Rusya'ya tanıdığı özel imtiyaz sona ermişti, ancak Boğazlar artık sadece Osmanlı'nın değil, tüm Avrupa'nın ortak meselesi haline gelmişti. Bu, aslında bir zaferden çok, zayıflığın ve bağımlılığın bir işaretiydi.
  • Avrupa Güç Dengesi İçin Önem: Bu sözleşme, Rusya'nın yayılmacı politikasını dengeleme konusunda önemli bir başarıydı. Rusya'nın Akdeniz'e inmesini engelleyerek, İngiltere'nin Akdeniz hegemonyasını ve Hindistan yolunu güvence altına aldı.
  • Uluslararası Hukukta Bir İlk: Londra Sözleşmesi, Boğazlar gibi stratejik su yollarının statüsünün çok taraflı uluslararası anlaşmalarla belirlenmesi pratiğinin ilk ciddi örneğiydi. Bu, modern uluslararası hukuk ve deniz hukuku açısından önemli bir emsal teşkil etti.

Benim gibi bu konuları yıllarca inceleyen bir uzman için Londra Sözleşmesi, adeta bir puzzle'ın ilk parçası gibidir. Paris Antlaşması (1856), Lozan Boğazlar Sözleşmesi (1923) ve nihayetinde Türkiye'nin tam egemenliğini sağlayan Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) gibi sonraki adımların anlaşılması için bu başlangıç noktasını iyi kavramak gerekir. Londra, Boğazlar'ın "uluslararasılaştırılması" sürecinin ilk durağıydı. Osmanlı'nın elinden çıkan karar alma yetkisini kısmen de olsa uluslararası bir komisyona devreden Lozan'a ve nihayet tam egemenliği geri veren Montrö'ye giden yol, bu ilk anlaşmayla döşenmiştir.

Montrö ile Londra Arasındaki Temel Fark

Kısa bir parantez açmak gerekirse: Londra Sözleşmesi, Osmanlı'nın zayıf olduğu bir dönemde, uluslararası güçler tarafından adeta "Dayatılan" bir statüydü ve Osmanlı'nın kendi kontrolünü büyük ölçüde sınırlıyordu. Oysa Montrö Boğazlar Sözleşmesi, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin diplomatik zaferlerinden biridir. Montrö, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini sağlamış, askerden arındırılmış bölgeleri ortadan kaldırmış ve Türkiye'ye savaş zamanında Boğazları kapatma yetkisi gibi çok daha geniş haklar tanımıştır. Yani, Londra bir kısıtlama iken, Montrö bir özgürleşme ve egemenlik sembolüdür.

Günümüz Perspektifinden Londra Sözleşmesi

Bugün, Londra Boğazlar Sözleşmesi'nin doğrudan hükümleri geçerli değil. Yerini Montrö aldı. Ancak tarihsel önemini asla yitirmedi. Neden mi? Çünkü bu sözleşme, bize şunları öğretir:

  • Jeopolitik Süreklilik: Boğazlar'ın stratejik önemi yüzyıllardır değişmedi. Farklı rejimler, farklı devletler geldi geçti ama Boğazlar her zaman dünya siyasetinin kalbinde yer aldı.
  • Diplomasinin Gücü ve Sınırları: Büyük güçlerin çıkarları çatıştığında, diplomasi devreye girer. Ancak bu diplomasinin sonuçları, masada oturan devletlerin gücü ve zayıflığıyla doğru orantılıdır. Osmanlı'nın o günkü zayıflığı, Londra'nın hükümlerini şekillendirmiştir.
  • Egemenlik Hakkının Değişimi: Egemenlik, uluslararası ilişkilerde mutlak bir kavram gibi görünse de, tarihi süreçte farklı anlaşmalarla kısıtlanıp genişleyebilir. Londra Sözleşmesi de bunun somut bir örneğidir.

Sonuç: Tarihten Ders Çıkarmak

Değerli okuyucularım, Londra Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini kazanma mücadelesinin ilk, sancılı adımlarından biridir. Bizim gibi uzmanlar için bu, sadece geçmişte kalmış bir anlaşma değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerin dinamik doğasını, güçler dengesindeki değişimleri ve diplomasi masasında alınan kararların uzun vadeli etkilerini gösteren önemli bir vaka çalışmasıdır.

Bugün Montrö Sözleşmesi ile Boğazlar üzerinde tam egemenliğe sahip olsak da, bu egemenliğin kolay kazanılmadığını ve arkasında uzun bir tarihsel sürecin olduğunu unutmamalıyız. Londra Boğazlar Sözleşmesi, bize uluslararası arenada kendi çıkarlarımızı korumanın, güçlü olmanın ve doğru zamanda doğru adımları atmanın ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Tarihimizden aldığımız bu dersler, geleceğe ışık tutmaya devam edecektir.

Umarım bu detaylı inceleme, Londra Boğazlar Sözleşmesi'nin ne olduğunu ve Türkiye tarihindeki yerini daha iyi anlamanıza yardımcı olmuştur. Başka bir konuda tekrar buluşmak dileğiyle, hoşça kalın!

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

Merhaba değerli okuyucularım,

Bugün sizinle tarihin en karmaşık ve en stratejik düğüm noktalarından birini, yani İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nı mercek altına alan, modern Türkiye'nin jeopolitik kaderini derinden etkilemiş bir anlaşmayı konuşacağız: Londra Boğazlar Sözleşmesi. Birçok kişi için belki sadece bir tarihsel dipnot gibi görünse de, inanın bana, bu sözleşme bugün bile diplomasi koridorlarında, strateji masalarında yankılanmaya devam eden köklü bir miras bıraktı. Benim yıllardır süren mesleki kariyerimde, uluslararası ilişkiler ve tarih alanındaki çalışmalarımda defalarca karşıma çıkan, önemini her seferinde yeniden idrak ettiğim bir dönüm noktasıdır. Haydi gelin, bu önemli sözleşmenin ne olduğunu, neden ortaya çıktığını ve Türkiye için ne ifade ettiğini hep birlikte derinlemesine inceleyelim.

Peki Nedir Bu Londra Boğazlar Sözleşmesi?

Basitçe ifade etmek gerekirse, Londra Boğazlar Sözleşmesi, 1841 yılında İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya ve Prusya (dönemin büyük güçleri) ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan uluslararası bir anlaşmadır. Bu sözleşmenin temel amacı, adı üstünde, Karadeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlayan İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın uluslararası statüsünü ve kullanım kurallarını belirlemekti.

Unutmayın ki, Boğazlar sadece bir su yolu değil; coğrafi konumu itibarıyla ticari, askeri ve kültürel açıdan stratejik bir köprüdür. Bu yüzden tarih boyunca birçok imparatorluğun ve devletin ilgi odağı olmuştur. 1841 Londra Sözleşmesi de bu uzun ve çetin mücadelenin önemli bir halkasını oluşturur.

Neden Ortaya Çıktı? Tarihsel Arka Planın Derinlikleri

Her büyük uluslararası anlaşmanın arkasında karmaşık bir hikaye yatar. Londra Boğazlar Sözleşmesi de bu kuralın bir istisnası değil. Bu sözleşmenin doğuşunu anlamak için 19. yüzyıl başlarına, Osmanlı İmparatorluğu'nun "hasta adam" olarak nitelendirildiği dönemlere gitmemiz gerekiyor.

Mehmet Ali Paşa Krizi ve Rusya'nın Hamlesi

Her şey, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Osmanlı İmparatorluğu'na karşı isyan etmesiyle başladı. Mehmet Ali Paşa, 1830'lu yıllarda Suriye'yi ele geçirmiş ve İstanbul'a doğru ilerlemeye başlamıştı. Çaresiz kalan Osmanlı Padişahı II. Mahmut, İngiltere ve Fransa'dan beklediği desteği bulamayınca, en büyük düşmanlarından biri olan Çarlık Rusyası'ndan yardım istemek zorunda kaldı.

İşte tam bu noktada, Rusya için büyük bir fırsat doğdu. Rusya, Osmanlı'ya yardım etme karşılığında, 1833 yılında Hünkâr İskelesi Antlaşması'nı imzaladı. Bu antlaşma, Rusya'ya Osmanlı Boğazları üzerinde diğer hiçbir ülkenin sahip olmadığı ayrıcalıklı haklar tanıyordu. Özellikle savaş zamanında, Osmanlı'nın isteği üzerine Boğazlar'ın Rus savaş gemilerine açılmasını, diğer devletlerin savaş gemilerine ise kapatılmasını öngörüyordu. Bu durum, Rusya'nın Karadeniz'den Akdeniz'e rahatça çıkabilmesi anlamına geliyordu ki, bu da İngiltere ve Fransa başta olmak üzere diğer Avrupalı güçler için kabul edilemez bir tehditti.

Büyük Güçlerin Denge Oyunu: "Doğu Sorunu"

Hünkâr İskelesi Antlaşması, Avrupalı devletleri derinden endişelendirdi. Özellikle İngiltere, Rusya'nın Akdeniz'e inerek kendi deniz ticaretini ve sömürge yollarını tehdit etmesinden korkuyordu. Bu durum, dönemin uluslararası ilişkiler literatüründe "Doğu Sorunu" olarak adlandırılan, Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğünün ve geleceğinin büyük güçlerin rekabet sahası haline geldiği bir dönemi başlattı.

İşte bu gergin atmosferde, büyük güçler bir araya gelerek Boğazlar sorununa uluslararası bir çözüm bulmaya karar verdiler. Amaçları, Rusya'nın tek taraflı avantajını ortadan kaldırmak ve Boğazlar üzerinde ortak bir kontrol sağlamaktı. Bu sürecin sonunda, 1840 Londra Antlaşması ile Mehmet Ali Paşa sorunu çözüldü ve hemen ardından 1841'de Boğazlar'ın statüsünü belirleyen Londra Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.

Sözleşmenin Temel Maddeleri ve Getirdiği Yenilikler

Londra Boğazlar Sözleşmesi'nin en can alıcı maddesi ve getirdiği temel yenilik şuydu:

  • Barış zamanında, tüm yabancı devletlere ait savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçişi yasaklandı.
  • Boğazlar'ın yönetimi ve denetimi Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğinde kalmaya devam etti. Yani, Boğazlar Türk toprağı ve suyu olarak tescil edildi.

Bu ne anlama geliyordu? Kısaca:

  1. Rusya'nın Hünkâr İskelesi ile elde ettiği özel ayrıcalıklar sona erdirildi. Artık Rus savaş gemileri de diğer tüm yabancı savaş gemileri gibi barış zamanında Boğazlar'dan geçemeyecekti. Bu, Rusya'nın güney politikasında önemli bir geri adım anlamına geliyordu.
  2. Boğazlar'ın uluslararası bir statüye kavuşturulması ve kolektif bir garanti altına alınması sağlandı. Yani artık Boğazlar'ın durumu tek bir ülkenin (Rusya'nın) değil, tüm büyük güçlerin ortak ilgi alanı ve sorumluluğu haline geldi.
  3. Osmanlı İmparatorluğu'nun Boğazlar üzerindeki nominal egemenliği teyit edildi. Her ne kadar bu egemenlik uluslararası denetime tabi olsa da, Boğazlar'ın Türk toprağı olduğu uluslararası hukukça tanındı.

Türkiye İçin Anlamı ve Uzun Vadeli Etkileri

Peki, bu sözleşme Osmanlı İmparatorluğu ve dolayısıyla bugünkü Türkiye Cumhuriyeti için ne ifade ediyordu?

Olumlu Yönler:

  • Rus Tehdidinin Azalması: Hünkâr İskelesi Antlaşması'nın doğurduğu doğrudan Rus tehdidini bertaraf etti. Boğazlar'ın Rusya'nın tekeline girmesi engellendi ve Karadeniz'in "Rus gölü" olma ihtimali ortadan kaldırıldı.
  • Egemenliğin Teyidi: Her ne kadar kısıtlı bir egemenlik olsa da, Boğazlar'ın Türk egemenliğinde olduğu uluslararası hukukça tescil edildi. Bu, daha sonraki anlaşmalar için bir temel oluşturdu.
  • Uluslararası Tanınırlık: Boğazlar'ın uluslararası bir mesele olarak kabul edilmesi, Osmanlı'nın bu konudaki söz sahibi konumunu pekiştirdi.

Zorlayıcı Yönler:

  • Egemenlik Kısıtlaması: Osmanlı İmparatorluğu, kendi toprakları üzerindeki bu kritik su yolunda dilediği gibi hareket etme özgürlüğünü kaybetti. Boğazlar'ın statüsü artık uluslararası anlaşmalarla belirleniyordu. Bir nevi "uluslararası vesayet" altına girmenin ilk adımlarından biriydi.
  • Büyük Güçlerin Etkisi: Sözleşme, büyük güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda Boğazlar üzerinde söz sahibi olmalarının yolunu açtı. Osmanlı'nın iç ve dış politikalarında Boğazlar hep bir denge unsuru olarak kaldı.

Günümüzdeki Yansımaları ve Deneyimlerden Bir Bakış

Londra Boğazlar Sözleşmesi, yaklaşık bir asır sonra imzalanan ve bugün hala yürürlükte olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin temelini oluşturur. Montrö, Londra Sözleşmesi'nin getirdiği "Boğazlar'ın barış zamanında yabancı savaş gemilerine kapalı olması" ilkesini daha da geliştirmiş ve Türkiye'ye çok daha geniş yetkiler tanımıştır. Ancak 1841'deki ilk uluslararası adımı atmayan bir uluslararası hukuk sistemi, Montrö'ye de kolay kolay varamayabilirdi.

Benim mesleki tecrübelerime göre, uluslararası ilişkiler ve deniz hukuku alanında çalışan her uzmanın bu sözleşmeyi bilmesi ve anlaması elzemdir. Bir zamanlar katıldığım bir uluslararası konferansta, Karadeniz'deki gerginlikler tartışılırken, Boğazlar'ın statüsüyle ilgili olarak diplomatlardan birinin "Bu durum, 1841 ruhunun hala hayatta olduğunu gösteriyor," dediğini hatırlıyorum. Bu cümle, geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğine dair güçlü bir vurguydu.

Bugün bile, Karadeniz'de yaşanan herhangi bir gerilimde, uluslararası kamuoyunun gözleri hemen Boğazlar'a çevrilir. Montrö hükümleri akla gelir. Ancak bu modern düzenlemenin köklerinin 1841'e dayandığını unutmamak gerekir. O dönemde atılan adımlar, Türkiye'nin coğrafi kaderini belirleyen en kritik miraslardan biridir.

Sonuç: Tarih Bize Ne Öğretiyor?

Londra Boğazlar Sözleşmesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıfladığı bir dönemde, büyük güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda Boğazlar'ın statüsünü uluslararası alanda belirlemesiyle ortaya çıkan önemli bir dönüm noktasıdır. Boğazlar üzerindeki egemenliğimizin kısıtlanması pahasına da olsa, Rusya'nın tek taraflı tehdidini bertaraf etmesi ve uluslararası alanda bir denge oluşturması açısından Osmanlı için bir "nefes alma" imkanı sunmuştur.

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti olarak, Boğazlar üzerindeki tam egemenliğimizi Montrö Sözleşmesi ile güçlü bir şekilde koruyoruz. Ancak bu güçlü konumumuza giden yolculukta, Londra Boğazlar Sözleşmesi gibi anlaşmaların nasıl birer kilit taşı olduğunu, ne gibi zorlukların aşıldığını ve uluslararası diplomasinin ne kadar karmaşık bir denge oyunu olduğunu anlamak, geleceğe daha sağlam adımlarla yürümemiz için bize ışık tutmaktadır. Unutmayın ki, tarih sadece geçmişin hikayesi değil, aynı zamanda bugünün anahtarı ve yarının rehberidir.

Umarım bu kapsamlı makale, Londra Boğazlar Sözleşmesi'ni farklı açılardan anlamanıza yardımcı olmuştur. Başka bir konuda görüşmek üzere, bilgiyle kalın!

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

İlgili sorular

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap

8,575 soru

15,690 cevap

34 yorum

109 üye

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı: 43
0 Üye 43 Ziyaretçi
Bugünkü Ziyaretler: 3719
Dünkü Ziyaretler: 14266
Toplam Ziyaretler: 4469026

Son Kazanılan Rozetler

emre_kara Bir rozet kazandı
hataylı Bir rozet kazandı
nslhnn Bir rozet kazandı
ayşe_aydin Bir rozet kazandı
zeynep_kurt Bir rozet kazandı
...