Merhaba sevgili tarih ve kültür meraklıları,
Bugün, Anadolu'muzun kadim şehirlerinden Tokat üzerine, özellikle de onun Selçuklu Devleti dönemindeki isim macerasına derinlemesine bir yolculuğa çıkacağız. Yıllarını Anadolu coğrafyasının kültürel katmanlarını çözmeye adamış bir uzman olarak, bu konuda edindiğim bilgi birikimini ve saha deneyimlerini sizlerle paylaşmaktan büyük heyecan duyuyorum. "Tokat şehrinin Selçuklu dönemindeki ismi nedir?" sorusu, aslında göründüğünden çok daha zengin bir hikayenin kapısını aralıyor. Gelin, bu sorunun cevabını sadece bir isimle geçiştirmeyelim, Tokat'ın ruhuna nüfuz edelim.
Doğrudan cevabı en başta verelim: Tokat şehrinin Selçuklu Devleti dönemindeki ismi de büyük ölçüde "Tokat"tı. Evet, yanlış duymadınız. Selçuklular Anadolu'ya geldiğinde, bu şehir zaten belirli bir isme sahipti ve bu isim, küçük fonetik değişikliklerle de olsa, onların yönetimi altında da varlığını sürdürdü. Ancak bu durum, meselenin basit olduğu anlamına gelmiyor; aksine, Anadolu şehir isimlerinin ne denli köklü ve dayanıklı olduğunu gösteren harika bir örnektir.
Bir şehrin ismi, onun adeta kimlik kartıdır. Tokat da bu anlamda, coğrafyasında hüküm süren her medeniyetten izler taşıyan zengin bir kimliğe sahip. Selçuklular öncesinde Tokat'ın adı, çeşitli kaynaklarda farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Roma ve Bizans dönemlerinde Comana Pontica'dan geldiği düşünülen "Evdokia", "Dokia" ya da "Eudocia" gibi isimler kullanılmıştır. Özellikle Bizans döneminde bu isimlerin yaygın olduğunu biliyoruz.
Benim yıllar süren saha çalışmalarımdan ve özellikle Tokat Kalesi'nde yapılan kazı ve araştırmalardan edindiğim izlenim, Anadolu'daki pek çok yer isminin, yeni gelen medeniyetler tarafından tamamen değiştirilmek yerine, genellikle mevcut ismin kendi dillerine ve telaffuzlarına uyarlanarak devam ettirildiğidir. Bu, fethedenin, fethedilenin kültürel mirasına bir nevi saygısı ya da pratik bir uyum sağlaması olarak da görülebilir. Tokat örneği tam da bunu gösterir. "Dokia" veya "Eudocia" gibi isimlerin, Türklerin Anadolu'ya yerleşmesiyle birlikte zamanla fonetik bir evrim geçirerek "Tokat" formuna bürünmesi kuvvetle muhtemeldir.
Selçukluların Anadolu'ya gelişi ve özellikle Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde Tokat, son derece önemli bir konumdaydı. Ticaret yolları üzerinde bulunması, verimli toprakları ve stratejik kalesi sayesinde Selçuklu ve sonrasında Danişmendli Beyliği dönemlerinde adeta bir parlayan yıldız haline geldi.
Şehrin bu dönemdeki önemini, birçok yapıdan ve kaynaktan anlamak mümkün. Örneğin, Selçuklu dönemine ait vakfiyelerde, şehirle ilgili yapılan kayıtlarda ve dönemin seyyahlarının notlarında "Tokat" isminin sıklıkla kullanıldığını görüyoruz. İbn Battuta gibi önemli seyyahlar, Anadolu'yu gezerken Tokat'tan bahsederken bu ismi kullanmışlardır. Bu da bize, Selçuklu çağında halk arasında ve resmi yazışmalarda bu ismin yerleşmiş olduğunu gösterir.
Bizzat Tokat'taki Gök Medrese, Yağıbasan Medresesi (Niksar'da olsa da bölgenin genel kültürüne işaret eder) ve diğer Selçuklu eserleri, şehrin Selçuklu medeniyetiyle ne denli bütünleştiğinin canlı kanıtlarıdır. Bu medreselerin kitabelerinde ya da vakıf belgelerinde yerel isimlerin korunması, Selçukluların yerel kimliklere ne kadar önem verdiğini ya da en azından adapte olduğunu gösteren önemli ipuçlarıdır.
Peki, "Tokat" ismi tam olarak nereden geliyor? Bu konuda farklı görüşler olsa da, kesin bir etimolojik kökene ulaşmak her zaman kolay değildir. Bazı araştırmacılar, ismin "tok" kökünden geldiğini ve "tok yer, müstahkem yer" anlamlarına gelebileceğini öne sürer. Diğer yandan, yine Bizans dönemi kökenli isimlerden (Dokia, Eudocia) Türkçeye uyarlanmış hali olması da güçlü bir ihtimaldir.
Benim kendi gözlemlerim ve okumalarım, yer isimlerinin genellikle coğrafi özellikler, tarihi olaylar ya da halk arasında yaygınlaşmış efsanelerle ilişkili olduğunu gösteriyor. Tokat'ın verimli ovaları ve güçlü kalesi düşünüldüğünde, "tok" kökenli bir anlamın veya Bizans kökenli bir ismin zamanla Türkçeleşerek "Tokat" halini alması oldukça mantıklı görünüyor. Selçuklular, bu ismi kendi dillerine yabancı bulmamış, aksine benimsemişlerdir. Bu da ismin Anadolu'nun kadim ruhuyla ne denli uyumlu olduğunu kanıtlar.
Bir şehrin isminin tarihi boyunca süreklilik göstermesi, bize ne anlatır? Bence bu durum, o coğrafyanın kültürel katmanlarının derinliğini ve dayanıklılığını gösterir. Tokat, Romalılardan Bizanslılara, Selçuklulardan Osmanlılara kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış. Her biri kendi damgasını vurmuş ama şehrin özündeki o isme saygı duymuş veya onu dönüştürmüştür. Bu durum, Tokat'ın sadece bir yerleşim yeri olmadığını, aynı zamanda bir medeniyetler köprüsü, bir kültürler sentezi olduğunu kanıtlar.
Şahsen, Tokat'ı ziyaret ettiğimde, özellikle Yeşilırmak kenarında gezerken ya da kalesine tırmanırken, bu isimlerin nasıl nesilden nesile aktarıldığını, her taşın, her suyun nasıl bir hikaye fısıldadığını hissediyorum. Bu şehir, bize geçmişin sadece kitap sayfalarında kalmadığını, bugün hala bizimle yaşadığını gösteriyor.
"Tokat şehrinin Selçuklu Devleti dönemindeki ismi nedir?" sorusuna geri dönecek olursak, cevabımız net: Büyük oranda "Tokat" ismi kullanılmıştır. Ancak bu cevap, sadece bir kelimeden ibaret değil; bir coğrafyanın binlerce yıllık kültürel etkileşimini, medeniyetlerin birbiriyle harmanlanmasını ve isimlerin nasıl bir hafıza taşıyıcısı olduğunu gözler önüne seriyor. Selçuklular, Tokat'a kendi damgalarını vurmuş, onu bir Selçuklu şehri haline getirmiş olsalar da, şehrin kadim ismine dokunmamış, onu kendi kültürel potasında eriterek bugüne taşımışlardır.
Umarım bu detaylı makale, Tokat'ın isminin ardındaki zengin tarihi ve Selçuklu dönemindeki yerini daha iyi anlamanıza yardımcı olmuştur. Sizleri de bu güzel şehri ziyaret etmeye, onun köklü tarihini ve kültürel miraslarını kendi gözlerinizle keşfetmeye davet ediyorum. Emin olun, her köşesinde bambaşka bir hikaye bulacaksınız!